Açık Lise Psikoloji 1 Ders Özetleri

admin
Aralık 25, 2019

ÜNİTE 1 - PSİKOLOJİ BİLİMİNİ TANIYALIM 1 KONU - PSİKOLOJİNİN KONUSU Psikoloji, eski Yunancada ruh anlamına gelen ‘psyche’ ile bilgi anlamına gelen ‘logos’ sözcüklerinden oluşmuştur. Sözcük olarak karşılığı ‘ruh bilgisi’ demektir. Organizmanın davranışlarını ve bu davranışların altında yatan zihinsel süreçleri inceleyen pozitif bir bilim dalıdır.

Organizma (canlı): Her canlı varlık bir organizmadır. Bu ya insan ya hayvan ya da bitkidir. Psikolojinin hayvanlar üzerinde araştırma yapması, insan davranışlarını daha iyi anlayabilmek içindir.

Davranış: İçten veya dıştan gelen uyarıcılara karşı organizmanın yaptığı gözlenebilen ve ölçülebilen tepkilerdir.

  • Doğrudan Gözlemlenebilen Davranışlar: Konuşmak, oturmak
  • Dıştan Doğrudan Gözlenemeyen Ancak Herhangi Bir Yolla Ölçülebilen Zihinsel Etkinlikler: Duygular ile düşünme, hayal kurma
  • Psikofizyolojik Tepkiler: Kasların gerginleşmesi, utanınca yüzün kızarması

Zihinsel süreç: Algı, bellek, düşünce, duygu gibi duyuşsal ve bilişsel süreçleri ifade eder. Psikoloji bu süreçleri incelemekle insan zihninin nasıl işlediğini anlamaya çalışır.

Pozitif Bilim: Belli bir alanda bilimsel yöntemle (deney ve gözlemle) elde edilmiş düzenli ve sistemli bilgiler bütünüdür.

PSİKOLOJİNİN BİLİM OLMA SÜRECİ

Psikoloji uzun zaman felsefeye bağlı kalmıştır. 19. yüzyıldaki bilimsel gelişmeler bireyin psikolojik sorunlarının artmasına neden olmuştur. Böylece bu sorunları bilimsel yöntemlerle inceleyecek ve çözüm yolları bulabilecek yeni bir bilime ihtiyaç duyulmuştur. Wilhelm Wundt tarafından ilk psikoloji laboratuvarı 1879 da kurulunca psikoloji felsefenin etkisinden kurtularak pozitif bir bilim dalı olmuştur.

PSİKOLOJİ EKOLLERİ

Bir bilim alanında ortak görüş ya da anlayışı benimseyen bilim insanlarının oluşturduğu topluluğa ekol, ele alınan konuyu değerlendirme şekil ve tarzına ise yaklaşım denir. Yaklaşımların her biri, davranışı farklı bir yönü ile ele alarak değişik yöntemlerle açıklamaya çalışırlar.

Yapısalcı Yaklaşım-W.Wundt: Zihnin yapısı, bilinç denilen karmaşık yapının çözümlenmesi psikolojinin konusu olmalıdır. Davranışı, zihni oluşturan yapılar ile açıklamaya çalışmıştır. İçe bakış yöntemini kullanmıştır. Kullandığı yöntem bireyin kendi gözlemleriyle kendini değerlendirmesine dayandığı için taraflı bir yöntem olarak görülmüş ve birçok psikolog tarafından reddedilmiştir.

İşlevselci Yaklaşım-William James, John Dewey: İnsan zihninin işlevsel özelliklerinin organizmanın çevreye uyumundaki görevi araştırılmalıdır. Okullarda rehberlik anlayışını başlatmış, çağdaş psikolojiyi olumlu etkilemiştir. İçe bakış ve deney yöntemini kullanmıştır. Bireyin tüm davranışlarını uyum çabasına indirgediği için eleştirilmiştir.

Davranışçı Yaklaşım- John Watson, Frederic Skinner, Edward Thorndike: Bilinci incelemeyi anlamsız bulan, psikolojinin zihni değil insan ve hayvanların yalnızca gözlenebilir ve ölçülebilir davranışlarını ele alması gerektiğini savunan bu yaklaşım U-T psikolojisi olarak da bilinir. Deney ve gözlemi kullanmışlardır. Zihinsel süreçlerin incelenemeyeceğini ileri sürdüğü ve çevreye fazla önem verdiği için eleştirilmiştir.

Psikodinamik Yaklaşım- Sigmund Freud: Freud’a göre, insan davranışlarının nedenlerini açıklayabilmek için insanın bilinçaltının incelenmesi gerekir çünkü insan kişiliğinin oluşmasında belirleyici olan saldırganlık ve cinsellik güdüsü sosyalleşme sürecinde bilinçaltına bastırılmıştır. Hipnoz, telkin, serbest çağrışım, rüya analizi ve deney kullanılmıştır.

Hümanistik (İnsancıl) Yaklaşım: Bu yaklaşım davranışı bireyin iç dünyası ile açıklamaya çalışır. Sezgi, empatiyi kullanır. Deney yöntemi ile insan davranışlarının açıklanamayacağını savundukları için eleştirilmişlerdir.

Bütüncül Yaklaşım- M.Wertheimer: Bu yaklaşımı benimseyenler diğer ekollerin ‘parçacı’ yaklaşımına karşı çıkarlar. Davranış ve yaşantılarımız basit öğelerin birleşiminden oluşmaz. Davranışlar incelenirken öğeler arası ilişkiler ve etkileşimler dikkate alınmalıdır çünkü bütün parçaların toplamından ibaret değildir.

Bilişsel Yaklaşım-Jean Piaget: Dıştan gözlenemeyen bilişsel süreçlerin türü ve yapısıyla gözlenebilen davranışların türü ve özellikleri arasındaki ilişkiyi araştırmalıdır. Davranışların oluşumunda bilişsel süreçlere fazla ağırlık verdiğinden eleştirilmiştir.

2 KONU - PSİKOLOJİNİN ÖLÇÜTLERİ VE AMAÇLARI Psikolojinin Ölçütler

Gözlenebilirlik: Yalnızca çıplak gözle izlemeyi değil, gözün veya başka duyu organının yetersiz kaldığı durumda bazı teknolojik aygıtlardan yararlanmaktır.

Ölçülebilirlik: Sayısal olarak belirlene bilirliği ifade eder.

Tekrarlanabilirlik: Yapılan çalışmaların başka bilim insanlarınca farklı zamanlarda aynı biçim ve koşullarda yinelendiğinde mümkün olduğu kadar birbirine yakın sonuç ve gözlemler elde edilmesidir.

Psikolojinin Amaçları

  • İnsan Davranışlarını Betimleme
  • İnsan Davranışlarını Anlama ve Açıklama
  • İnsan Davranışlarını Önceden Kestirebilme
  • İnsan Davranışlarını Etkileyebilme ve Kontrol Etme

3 KONU - PSİKOLOJİ ARAŞTIRMALARINDA UYGULANAN YÖNTEM VE TEKNİKLER

Betimleyici Ve Tanımlayıcı Yöntemler

Gözlem: Bir uyarıcının etkisiyle bireyin yaşadığı duyguları kendi kendini gözlemleyip elde ettiği bilgileri araştırmacıya aktarması iç gözlem, İncelenen olayların kendi doğal ortamında, müdahalede bulunulmadan ve gözlem yapılan kişilerin haberi olmaksızın gözlemlenmesi doğal gözlem, Araştırmacının belirli teknikleri kullandığı, olayların yeri, zamanı ve koşullarının gözlemci tarafından önceden hazırlandığı gözlem biçimi sistematik gözlemdir.

Anket(tarama) Yöntemi: Belli kişilerin ya da grupların bir konu üzerindeki duygu, düşünce ve deneyimlerini anlamak için belli bir plana göre hazırlanmış olan soru listeleridir.

Görüşme: Bireyin kişiliği hakkında bilgi sahibi olmak amacıyla uygulanan ve bireyin düşünce, duygu, davranış ve tutumlarını saptamak amacıyla yüz yüze konuşmaya dayalı olan yöntemdir.

Vak’a İncelemesi (Olay İncelemesi): Geçmiş yaşamının ve çevrenin davranışlara nasıl etkide bulunduğunu öğrenmek amacıyla bireyin biyografisinin çıkarılmasına dayalıdır.

Test: Birden fazla insanın davranışlarını karşılaştırmak amacıyla uygulanan sistematik ölçme tekniğidir.

Korelasyonel Yöntem

İki ya da daha fazla değişken arasında bir ilişki olup olmadığını, varsa ne tür bir ilişki ve ne kadar güçlü bir ilişki olduğunu göstermeye yarayan bir yöntemdir. Değişken deyince bir araştırmada veya deneyde farklı değerler alabilen herhangi bir özellik, davranış, olgu, gözlem ya da durum anlaşılır. Korelasyonel ilişki üç tanedir:

  • Bir değişkendeki artış ya da azalış diğer değişkende de artışa veya azalışa sebep oluyorsa a pozitif (olumlu) korelasyon vardır. 0 ile +1 arasında değer alır.
  • Eğer bir değişken artarken diğeri azalıyor ya da biri azalırken diğeri artıyorsa negatif (olumsuz) korelasyon vardır. 0 ile -1 arasında değer alır.
  • Değişkenler arasında hiçbir ilişki yoksa nötr korelasyon adını alır.

Deneysel Yöntem

Bir değişkenin diğer bir değişken üzerindeki etkisinin araştırılarak bir varsayımın sınandığı yöntemdir.

Bağımsız Değişken(Neden): İncelenen olayda araştırmacının seçtiği, olayda etkisi araştırılan etkendir.

Bağımlı Değişken(Sonuç): Bağımsız değişkenin etkisine bağlı olarak ortaya çıkan durumdur.

Deney Grubu: Koşulların değiştirildiği ve bağımsız değişkenin uygulandığı (deneyin yapıldığı)gruptur.

Kontrol Grubu: Koşullarına müdahale edilmeyen ve deney grubu ile karşılaştırma yapmak amacıyla oluşturulan gruptur.

4 KONU - PSİKOLOJİDE ETİK KURALLAR Türk psikologları derneğinin 2004 yılında kabul ettiği etik yönetmeliği, araştırma sırasında izlenmesi gereken temel ilkeleri belirtir.

PSİKOLOJİNİN ALT DALLARI

Deneysel Alt Dallar

Deneysel Psikoloji: Psikolojinin bu dalı öğrenme, bellek, güdü, duygu ve davranışın fizyolojik temelleri üzerinde laboratuvar çalışmaları yapar.

Bilişsel Psikoloji: Dikkat, düşünme, bellek, algılama, öğrenme gibi zihinsel süreçlerle ilgilenir.

Gelişim Psikolojisi: Bireyin doğumdan ölümüne kadar yaşa bağlı fiziksel ve zihinsel süreç ve davranış değişikliklerini inceler.

Sosyal Psikoloji: Sosyal bir varlık olan insanın davranışları üzerinde toplumun etkisini ve insanın grup içindeki davranışlarını inceler.

Kişilik Psikolojisi: Kişilik gelişimi, benlik algısı, öz saygı, kişilik gelişiminde rol oynayan faktörler gibi konuları araştırır.

Uygulamalı Alt Dalları

Klinik Psikoloji: Psikolojinin tıpta uygulanması sonucu ortaya çıkan bu alan davranış bozukluklarını tanıma, tedavi etme ve nedenlerini bilimsel olarak araştırmayı konu edinir.

Endüstri Psikolojisi (Örgütsel Psikoloji): Ülkemizde yeni gelişmekte olan bu uygulamalı alan, iş ortamındaki davranışlarla ilgilenir.

Eğitim Psikolojisi: Etkin, kalıcı öğrenme ve öğretmeyi konu edinen alandır.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik: Ruh sağlığı açısından normal, ancak gelişimsel ve uyum sorunları olan bireylere hizmet verir.

Sağlık Psikolojisi: Toplum sağlığını desteklemek ve sağlıksız davranışların azaltılmasını sağlamak üzerine çalışır.

5 KONU - PSİKOLOJİNİN DİĞER BİLİMLERLE İLİŞKİSİ

Fizyoloji: Sinir sistemi, duyu organları ve iç salgı bezlerinin işlevlerinin davranış üzerindeki etkilerini inceler.

Kimya: Dış uyaranlardan etkilenen ve kimyasal bir yapıya sahip olan organizmanın davranışlarını anlamaya çalışır.

Biyoloji: es, koku, görme, dokunma duyuları ile duyum ve algı konusunda çalışır.

Antropoloji: İlkel insan davranışları ile bugünkü insan davranışları arasındaki karşılaştırma yapar.

Sosyoloji: İçinde yaşanılan toplumsal çevrenin birey davranışları üzerindeki etkilerini araştırır.

Ekonomi: İnsan ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda geliştirilen her türlü üretim araçlarının davranış üzerindeki etkileri inceler.

ÜNİTE 2 - PSİKOLOJİNİN TEMEL SÜREÇLERİ 1 KONU - DAVRANIŞLARIN OLUŞUM SÜRECİ Davranış: İnsan hayatındaki gözlenebilen, kaydedilebilen, ölçülebilen bütün etkinliklerdir. iç ve dış çevreden gelerek organizmada davranışa sebep olan her türlü durum, enerji değişikliği, olay ya da nesneye uyarıcı, uyarıcılara organizma tarafından verilen karşılığa tepki adı verilir.

Bilişsel süreçler: Algılama, hatırlama, dikkat, soyutlama, hayal etme, bellek

Biyolojik süreçler: Cinsiyet, sinir sisteminin ve beynin yapısı, genetik donanım

Duyuşsal süreçler: Acı, sevgi, saygı, korku, coşku, kıskançlık

Psikolojik süreçler: Güdülenme, içe kapanıklık, heyecan

Uyarıcı Davranış ilişkisi: Bireyin bir davranışta bulunması ya da harekete geçmesi için bir uyarıcıya gerek vardır.

2 KONU - DAVRANIŞIN NÖROBİYOLOJİK TEMELLERİ İnsan davranışı ve zihinsel işleyişi birçok açıdan, temelinde biyolojik süreçlere dair bilgiler olmaksızın anlaşılamaz. Psikolojik olayların biyolojik yanı hakkında daha ayrıntılı bir fikir sahibi olabilmek için duyum ve tepki mekanizmalarının çalışmasını sağlayan sinir sistemi ile beynin anatomisi ve fizyolojisi hakkında bilgi edinmek gerekir.

Sinir Sistemi

Bedendeki her türlü olaydan sorumlu olan, onları oluşturan ve denetleyen sistem sinir sistemidir. Sinir sistemi, duyum ve kas sistemlerini birbirine bağlar. Bedende çeşitli organlar arasında işbirliğini sağlar.

BEYİN

Sinir merkezinin en büyüğü beyindir. İki yarım küreden oluşan beyin dört loba ayrılmıştır. Beynin bu bölümleri davranışımızın belirli özelliklerini yönetir.

3 KONU - DAVRANIŞLARIN OLUŞUMUNDA KALITIM VE ÇEVRE FAKTÖRÜ Kalıtım ve çevrenin veya doğuştan donanım ile edinilmiş donanımın davranışları tayin etmedeki göreli katkısı yıllarca tartışmalara yol açmıştır. Bazı bilim adamları bireye özgü kalıtımsal yapının davranışları belirlediğini iddia ederler.

Kalıtım: Ebeveynlerin genetik özelliklerinin kuşaklar boyu çocuklara aktarılmasıdır.

Çevre: Bireyin doğuştan getirdiği özelliklerin ortaya çıkmasına olanak sağlayan ya da sınırlandıran faktörleri içermektedir.

 4 KONU - YAŞAM BOYU GELİŞİM Gelişim: Döllenmeden ölüme dek organizmanın büyüme, olgunlaşma ve öğrenmelerin etkisiyle oluşan, sürekli ve düzenli olan, bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal değişimlerdir. Gelişim için gerekli olan 3 faktör vardır:

  • Büyüme: Gelişim büyüme ile karıştırılmamalıdır. Büyüme, vücudun sadece boy, kilo ve hacim olarak artması gibi fiziksel özellikler için kullanılırken gelişim psikolojik özellikleri de kapsayacak şekilde kullanılır.
  • Olgunlaşma: Vücut organlarının kendilerinden beklenen fonksiyonu yerine getirebilecek düzeye gelmesi, göreve hazır olmasıdır.
  • Öğrenme: Çevrenin davranış üzerinde uzun süreli değişikliklere neden olduğu temel sürece öğrenme denir.

Gelişim Görevleri: İnsanın bir gelişim evresinde gerçekleştirmesi beklenen büyüme, olgunlaşma düzeyi ve davranışlarıdır.

5 KONU - GELİŞİM DÖNEMLERİ Yeni Doğanın Gelişimsel Özellikleri (0-6 ay)

Doğumdan sonraki ilk ay bu terimle adlandırılır. Fiziksel gelişimin en hızlı olduğu dönemdir. Deneysel çalışmalar, yeni doğanların öğrenebildiklerini ve bunları hatırlayabildiklerini göstermiştir. Kendisini çevreden ayırt eder. Nesne devamlılığını kavrar. Nesneler için zihinsel temsiller oluşturur. Kendi işini yapamadığından anneye bağlanır ve ona bağımlılık geliştirir.

Bebeklik ve Çocukluk Döneminin Gelişimsel Özellikleri (6 ay -11/12 yaş)

Duygusal ve sosyal bakımdan çok önemli mesafe kaydeder. Boy ve kiloda hızlı artış gözlenir. Dışkı kontrolünü öğrenmek, cinsel kimlik ve öz bakım becerilerin kazanmak, büyüklerle sosyal iletişime geçerek oyunlar oynamak, okumaya hazır hâle gelmek, sosyal ve fiziksel gerçekliği kavramlarla tanımlamak, vicdan gelişiminin başlaması, istek ve duygularını başkaları ile paylaşma işlerini yapabilir.

Ergenlik Döneminin Gelişimsel Özellikleri (12-24 yaş arası)

Ergenlik; fiziksel büyüme, cinsel gelişme ve psikososyal olgunlaşmanın gerçekleştiği, çocukluktan erişkin hayata geçiş dönemidir. Bireyin bağımsızlığını, kimlik duygusunu ve sosyal üretkenliğini kazanması ile sona erer. Bu dönem, kişisel bağımsızlığın, ileriye dönük hedefler belirlemenin ve hedefler doğrultusunda çaba göstermenin arttığı bir dönemdir.

Fiziksel Gelişim: rişkin boy uzunluğunun %20-25 kadarı adolesan dönemde kazanılır. İç organ ve salgı bezleri büyüklüklerinde, kemik, yağ ve kas kitlelerinde belirgin artış olur. Kızlar erkeklerden yaklaşık 2 yıl önce gelişmeye başlar. Kızların ergenliğe giriş yaşı 10-13 yaşlar arasındadır. Birkaç yıl erkeklerden daha uzun ve olgundurlar. Hormon faaliyetlerindeki artış sonucu ses değişimi, kıllanma vb değişimler cinsel olgunluğu ortaya çıkarır, böylece kadınsı ve erkeksi özellikler belirginleşir. Bu gelişme sosyal etkinliklere de yansır.

Bilişsel Gelişim: Bu dönem fiziksel değişme ve gelişmenin yanı sıra ergenin yetişkin düşüncesine özgü bilişsel yetilerin kazanıldığı dönemdir. “Ben kimim?”, “yaşamımın amacı ne?” gibi soruları sağlıklı bir şekilde cevaplamayı amaçlar.

Psiko-Sosyal Gelişim: Ergenlik döneminin diğer bir önemli gelişim sorunlarından biri de çevreye uyumdur. Çocuksu davranışlar yerini daha olgun tutum ve davranışlara bırakır.

 

6 KONU - BİLİŞSEL VE AHLAKİ GELİŞİM KURAMLARI

  1. Piaget, zekayı çevreye uyum yapabilme yeteneği olarak tanımlamış ve çocuğun öğrenmesini bilişsel yapılardaki değişimle açıklamaya çalışmıştır. Ona göre zihinsel gelişim evreleri ve evrelerdeki gelişim görevleri şunlardır:
  • Duyusal motor dönemi 0-2 yaş
  • İşlem öncesi dönem 2-7 yaş
  • Somut işlemler dönemi 7-11 yaş
  • Soyut işlemler dönemi 11 yaş ve üzeri

Kohlberg, Piaget’in kuramını genişletmiştir. Çocuk ve yetişkinlerin belirli durumlarda davranışlarını yöneten kurallarını nasıl yorumladıklarını incelemiştir. Araştırmasını çocuklara ahlaki ikilemler vererek ve onlara bu durumlarda nasıl tepkide bulunacaklarını sorarak yapmış ve sonuçta üç düzey gelişim evresi belirlemiştir:

Gelenek Öncesi Düzey (4-9 yaş)

  • Birinci Evre: Ceza ve itaat
  • İkinci Evre: Saf Çıkarcı Eğilimi

Geleneksel Düzey (10-15 yaş) Sosyal düzen

  • Üçüncü Evre: Kişiler Arası Uyum Eğilimi
  • Dördüncü Evre: Kanun ve Düzen Eğilimi

Gelenek Sonrası Düzey (15 yaş sonrası)

  • Beşinci Evre: Sosyal Sözleşme Eğilimi
  • Altıncı Evre: Evrensel Ahlâk İlkeleri Eğilimi

7 KONU - DUYUM VE ÖZELLİKLERİ Duyum: İnsan beyni dış dünyaya duyu sistemleri olan görme, işitme, koku, dokunma ve tat aracılığıyla bağlanmaktadır.

Duyumun Özellikleri

  • Uyarıcı kaynağa ihtiyaç vardır.
  • Duyumun gerçekleşmesi uyarıcıyı alacak duyu organlarının sağlam ve yeterli olmasına bağlıdır.
  • Duyum nörofizyolojik bir olaydır.
  • Uyarıcının iletilebileceği ortamın uygun olması gerekir
  • Uyarıcının şiddetinin duyum eşikleri arasında olması gerekir.

Duyum Eşiği

Organizmanın duyu organlarının, uyarıcıyı fark etmeye başladığı noktadır.

Alt Duyum Eşiği: Duyu organlarının bir uyarıcıyı fark etmeye başladığı en düşük noktadır.

Üst Duyum Eşiği: Duyu organlarının bir uyarıcıyı fark etmeye başladığı en yüksek noktadır.

8 KONU - UYARILMA VE DAVRANIŞ İçimizden ya da dışımızdan gelen, duyu organları tarafından alınabilecek şiddetdeki uyarıcıların organizmayı etkilemesine uyarım adı verilir.

Yetersiz Uyarılma: Organizmanın, normalin altında uyarılmasına yani normal etkinlikte bulunmasına yetmeyecek kadar az uyarıcı almasıdır.

Aşırı Uyarılma: Bir iç ya da dış uyarıcının organizmayı normal şiddet ve sürenin üzerinde etkilemesidir.

ALIŞMA VE DUYARLILAŞMA

Alışma: Duyu organlarının aynı şiddet seviyesini koruyan bir uyarıcıya sürekli maruz kalması sonucu bu uyarıcının ilk etkisini giderek kaybetmesi ve bu uyarıcıya karşı tepkinin giderek zayıflaması veya tepkinin ortadan kalkmasıdır.

Duyarlılaşma: Uyarıcının tekrarlanması sonucu gelişir ancak bu defa, tekrarlanan uyarıcının etkisi giderek artar, bu uyarıcıya karşı ortaya çıkan davranış giderek kuvvetlenir. Yani alışmanın tam tersidir.

9 KONU - ALGI Duyu organları tarafından alınan uyarıcıların beyin tarafından yorumlanıp anlamlandırılması süreci algılamadır.

Algısal Değişmezlik: Nesnelerin içinde bulunduğu koşullar değişmesine rağmen o nesneyi sabit ve değişmez olarak algılama eğilimidir.

  • Büyüklük Değişmezliği: Boyutlarını daha önceden bildiğimiz nesnelerin uzaktan ve çeşitli açılardan farklı büyüklükte görünseler de hep aynı algılanmalarıdır.
  • Şekil Değişmezliği: Nasıl olduğunu bildiğimiz bir nesnenin şeklinin hangi açıdan bakarsak bakalım onu daima aynı biçimde algılamamızdır
  • Renk Değişmezliği: Daha önce rengini ve parlaklığını bildiğimiz nesnelerin içinde bulunduğu ortamın ışık miktarı, açısı değişmesine rağmen büyüyüp küçülse de onları sürekli olarak aynı boyutta algılarız. 64 nesnenin aynı parlaklıkta veya renkte algılanmasıdır.

Derinlik Algısı: İki boyutlu retinal görüntünün üç boyutlu bir görüntüye dönüştürülmesidir.

ALGIYI ETKILEYEN FAKTÖRLER

  • Dikkat
  • Hazırlayıcı Kurulum
  • Ortam
  • Telkin
  • Fiziksel ve sosyal çevre
  • Zihinsel tutum ve önyargılar
  • Heyecan yaratan kuvvetli duygular ya da ani beklenmedik olaylar
  • Geçmiş yaşantılardan edindiğimiz deneyim ve bilgiler

Algıda Bütünlük

Duyumların anlamlı kılınarak, bir biçime ya da kalıba sokulmasına denir. Bütün parçadan önce gelir. İnsanlar sadece duyumlamaz, uyarıcıları anlamlı bütünler haline getirip nesneler olarak örgütlerler.

Şekil-Zemin Algısı: Bir uyaranda uyaranın bir parçasının şekil (figür), geri kalan kısmının ise zemin (fon) olarak algılanmasıdır.

Gruplama: Algı duyusal verilerin bütün hâlinde gruplanması ile ortaya çıkar.

Algıda Seçicilik (Dikkat)

İnsanın çevreden ve kendi bedeninden gelen tüm uyarıcıları algılamayıp onlar arasında bir seçim yapmasıdır.

Algıda Seçiciliği Etkileyen Faktörler

  • Dış Faktörler
  • Uyarıcının Şiddeti ve Büyüklüğü
  • Yenilik
  • Tekrar Eden Uyarıcılar
  • Hareket Eden Uyarıcılar
  • Zıt Uyarıcılar
  • İç Faktörler
  • İlgiler
  • Meslek
  • Beklenti
  • Güdü ve İhtiyaçlar

Algı Yanılsamaları

Birtakım fiziksel koşullar ya da bireyin psikolojik durumu uyarıcıların olduğundan farklı yorumlanmasıdır.

Fiziksel illüzyon: Uyarıcının özelliklerinden ve çevre koşullarından kaynaklanan, herkeste aynı yanılgıya neden olan illüzyondur.

Psikolojik illüzyon: Bireyin geçmiş yaşantıları, duyguları, istekleri, korkuları, kaygıları gibi öznel özelliklerinden kaynaklanan yanılsamadır.

ALGI VE DUYUM ARASINDAKİ FARKLAR

  • Duyumlar basit, algı ise içinde öğrenme, bellek gibi süreçlerin olduğu karmaşık bir süreçtir.
  • Duyumlar nesnel bir olay iken, algı özneldir.
  • Duyum nörofizyolojik bir olayken, algı psikolojik ve bilişsel bir olaydır.
  • Duyum olmadan algı gerçekleşmez.
  • Her duyum algı ile sonuçlanmayabilir çünkü organizmaya bir anda birden çok uyarıcı gelmektedir.

10 KONU - GÜDÜLENME Güdü, davranışa enerji ve yön veren güçtür, bu güç organizmayı etkileyerek bir amaç için harekete geçmesini sağlar.

Güdülenme Süreci

İhtiyaç: Rahatlık ve uyum sağlayan, normal davranışları kolaylaştıran bazı şeylerden yoksun olma durumudur. Bir davranışa güdülenebilmek için öncelikle organizmanın fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarının bir ya da birkaçının eksikliğinin duyulması gerekir.

Dürtü: Bu ihtiyaçların karşılanması ve yoksunluğun giderilmesi için organizmada oluşan itici güçtür. Güdü: Organizmanın bu ihtiyacını gidermek için onu dürtü yönünde harekete geçiren eğilimdir.

Güdülenme: İhtiyaç ile doyum sağlanması arasında yaşanan bu sürece güdülenme denir.

Güdü Türleri

Fizyolojik Güdüler

Açlık, susuzluk, cinsellik, annelik dinlenme ve uyuma, beden ısısını dengede tutma örnek olarak gösterilebilir. Organizmanın yaşamasına ve neslin devamına hizmet ederler. Bu nedenle birincil güdülerdir. Doğuştandır yani öğrenilmemiştir.

Toplumsal Güdüler

Bağlılık, saygınlık, başarılı olma, güvenlik, ait olma, kabul görme örnek olarak gösterilebilir. Sonradan toplum içerisinde ortaya çıkan, öğrenme ile oluşan güdüler olduğu için ikincildirler.

Uyarıcı Kaynaklı Güdüler

Dışsal uyarıcılara daha çok bağlı olan, dış dünyayı keşfetmeye ve değiştirmeye odaklı öğrenilmemiş güdülerdir.

11 KONU - KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME İHTİYACI Hümanist (insancıl) yaklaşımın temsilcilerinden A. Maslow insan ihtiyaçlarını bir piramit şeklinde en temel olanlardan en karmaşık olanlara doğru sıralamıştır. Ona göre en alt düzeyde fizyolojik güdüler, en üstte de kendini gerçekleştirme güdüsü vardır.

Fizyolojik İhtiyaçlar: Açlık, susuzluk, nefes alma, uyumak en önemli fizyolojik ihtiyaçlardır ve daha yüksek ihtiyaçlara doğru ilerlemek için önce bunları tatmin etmemiz gerekir.

Güven İhtiyacı: Fizyolojik ihtiyaçlar karşılandığı zaman, güven ihtiyacı baskın hale gelir.

Saygı İhtiyacı: Her insan içinde yaşadığı toplumda iyi bir işe, dolayısıyla gelire sahip olma, başarılı olma, onay ve kabul görmek ister ancak bu güdülerin öncelik sırası bireyden bireye farklı olabilir.

12 KONU - DUYGU VE TÜRLERİ Haz: Hedefe ulaşıldığında doyum sağlandığında duyulan histir.

Korku: Olumsuz bir duygu olan korku, travmatik bir yaşantı, klasik koşullanma, genelleme, taklit ve birçok deneyimle oluşur.

Kaygı: Korkunun ister bir insan, ister bir olay olsun bir nesnesi vardır, ama kaygının yoktur. Bu nedenle kaygı akıl dışı bir durumdan kaynaklanabilir.

Öfke: Engellenme, haksızlığa uğrama, tehdit, onaylanmamak, yoksun bırakılma gibi durumlarda hissedilen oldukça güçlü ve olumsuz bir duygu olan öfke de farklı yaşlarda ve farklı biçimlerde görülebilmektedir.

DUYGULARIN DAVRANIŞLARA ETKİSİ

Duygular davranışı başlatan, sürdüren ve yönlendiren süreçlerdir. Her biri bir diğerini etkilediğinden düşünce, duygu ve davranışlarımız bir bütün halinde bulunur.

13 KONU - BİLİNÇ VE BİLİNÇALTI İnsanı diğer varlıklardan ayırt eden temel özelliği bilinç sahibi olmasıdır. Bilinç; insanın çevresindeki uyarıcıların ve kendi iç yaşantısının farkında olmasıdır.

Bilinç Öncesi: Çok rahatsız edici olmayan anıların, bazı isim ve duyguların barındırıldığı, küçük bir zihinsel çabayla, dikkatin yoğunlaştırılmasıyla geri getirilebilen yaşantı ve olayların bulunduğu bilinç alanıdır.

Bilinçaltı: Kişinin farkında olmadığı duygu, düşünce, korku, mantık dışı istekler, vahşet yönelimleri, ahlak dışı dürtüleri, bencilce istekleri barındırır.

14 KONU - DİKKAT VE TÜRLERİ Dikkat: Bilinç ve farkındalığın dikkatle sağlandığından daha önce bahsetmiştik. İnsanın zihin gücünün herhangi nesne ya da olay üzerinde yoğunlaşmasıdır.

Edilgin (pasif) Dikkat: Sürekli tekrarlanan, aniden ortaya çıkan, hareket eden bir uyarıcının, şiddetli bir patlamanın sebep olduğu dikkat gibi doğrudan dış etkilerin etkisi ile oluşur.

Etkin (aktif) Dikkat: Fiziksel ve psikolojik bir çabayla gerçekleştirdiğimiz dikkattir.

Seçici Dikkat: İnsanın, belirli bir anda yer alan varlık ve olaylardan, bir veya birkaç uyarıcıya yönelmesini, diğerlerini dışarda bırakmasını ifade eder.

Odaklanmış Dikkat: Bireyin dikkati dağıtan diğer uyaranlara rağmen dikkatini belli bir uyarıcıya odaklayabilme yeteneğidir.

15 KONU - SOSYAL PSİKOLOJİNİN KONUSU Sosyal Psikoloji: Bireylerin sosyal ortamdaki davranışlarını ve sosyal grubun bu davranışlara etkilerini inceleyen bilim dalıdır.

SOSYAL BİLİŞ VE SOSYAL ETKİ

Şema: Herhangi bir şey hakkında geçmiş yaşantılarımıza bağlı olarak oluşturulan inanç ve beklentilerdir.

Kalıp yargılar: Cinsiyet, ırk, meslek, fiziksel görünüş, yerleşim yeri, gibi ayırt edici bir özelliğe sahip grup üyelerine atfedilen aşırı genelenmiş inançlardır.

Kendini Gerçekleştiren Kehanet (Temel beklenti etkisi): Kendini gerçekleştiren kehanet, kalıp yargıların kalıcı hale gelmesi ve yaygınlaşmasında oldukça etkilidir. Bazen kişinin kendi başına gelebileceklerle ilgili öngördüğü şeylerin bir biçimde gerçekleşmesi de kendini doğrulayan kehaneti gösterir.

Özgeci Davranış: Ödüllendirme beklentisi olmaksızın bir başkasına yardım etme davranışıdır.

Açık Lise 1. Dönem Kayıt Yenileme Son Gün
09 - EKİM - 2020