Açık Lise Siyer 2 Ders Özetleri

admin
Ocak 1, 2020

ÜNİTE 1 - RİSALETİN MEKKE DÖNEMİ 1 KONU - Risalet Öncesi Dünyanın Dini Durumu Altıncı ve yedinci yüzyılda hüküm sürmüş olan başlıca devletleri; Çin, Hindistan, Türkistan, Moğolistan, Bizans, Sasani ve Habeşistan’dır ve bu devletlerden her biri farklı inançlara sahiptir. Cahiliye Arapları ile Afrikalılar arasında yaygın olan inanış şekli ise çoğunlukla putperestlikti. Bununla birlikte cahiliye Arapları içinde putlara tapmayı reddeden ve kendilerine Hanif denilen insanlar da bulunmaktaydı.

Risalet ve Peygamberimiz

Allah’ın, risalet görevi verdiği kişiye resul ya da nebi adı verilir. Hz. Muhammedvise Allah’ın risalet görevi verdiği son peygamberdir. Peygamberlerin görevlerinden ilki Allah’tan aldıkları vahyi, emirleri ve yasakları insanlara bildirmek olan tebliğ etmektir. Ancak peygamberler sadece bir haberci, sıradan bir elçi değillerdir. Onların en önemli görevlerinden biri insanları hakka davet ile bu uğurda mücadele etmektir.

İlk Vahiy

Vahiy, Allah’ın bir emri, hükmü veya bilgiyi peygamberine gizli olarak bildirmesidir. Hz. Muhammed’in risalet öncesi vahye hazırlığı belli aşamalardan geçmişti. Hz. Peygamber, altı ay boyunca salih rüyalar görmüş; bu rüyalar aynen gerçekleşmiştir. Hz. Muhammed, kırk yaşına ulaştığında Hira’da bulunduğu 610 yılı Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi, Cebrail vasıtasıyla gelen “Oku!” emriyle Allah tarafından peygamber olarak görevlendirilmiştir.2 KONU - Gizli ve Açık Davet Vahyin Kesilmesi İlk vahyin ardından bir süre vahiy gelmedi. Vahyin kesilmesi Hz. Peygamber’i endişeye sevk etti. Ebrail ile karşılaşmak arzusuyla sık sık Hira’ya gitmeye başladı.

Gizli Davet

Sık sık Hira’ya giderek burada tefekkür eden Hz. Muhammed, Hira’dan döndüğü bir gün Cebrail’i asli suretinde tekrar gördü. Korku ve heyecanla evine gidip “Beni örtün, beni örtün!” diye seslendi. İnsanları Allah yoluna davet ve tebliğle görevlendirilen Hz. Peygamber, ilk önce eşi Hz. Hatice ve ailesini risaletini tasdik etmeye çağırdı. Cebrail vahyin geldiği ilk günlerde Hz. Peygamber’e abdest ve namazı öğretmiş, o da Cebrail’den gördüğü şekliyle Hz. Hatice’ye öğretmiş ve birlikte namaz kılmışlardı. Biri kuşluk vakti diğeri akşam olmak üzere günde iki defa kıldığı namazları imkan bulduğunda Kabe’de eda eden Hz. Peygamber, inmiş olan ayetleri o esnada Kabe’nin etrafında oturan Mekkelilerin duyabileceği şekilde sesli okuyordu. Bu haber birkaç gün içinde bütün Mekke’ye yayıldı. Mekke liderleri ise yaşananları şaşkınlık içinde izliyorlardı. Gizli davet denilen bu ilk dönemde Allah Resulü’nün irtibat kurup ulaştığı kişilerin hemen hemen tamamı Müslüman oldu. Allah Resulü üç dört yıl gizli olarak devam ettirdiği tebliğinde son derece tedbirli davranıp güvendiği arkadaşlarına ve yakın çevresine İslam’ı anlattı.

Darülerkam

Erkam b. Ebi’l-Erkam’ın Müslüman olmasıyla Safa Tepesi’nin eteklerinde olan evi Müslümanlar için toplanma mekânı oldu. İslam’ın ilk davet merkezi olan ve Darülerkam adı verilen bu mekan, Kabe’nin haremine dahil oluşu, Mekkelilerle ve hac için dışarıdan gelen pek çok kimse ile dikkat çekmeden temas kolaylığı sağlaması açısından önemli bir konuma sahipti.

Açık Davet

Risaletin dördüncü yılında gizli davet süreci sona ermiş, açıktan davet aşamasına geçildi. . Bundan sonra Mekke’nin Fethi’ne kadar sürecek olan çetin bir mücadele başladı. Hz. Peygamber’in amcası Ebu Talib, atalarının dinini terk etmeyeceğini ancak hayatta olduğu müddetçe kendisini destekleyeceğini bildirdi. Diğer amcası Ebu Leheb ise onun davetini kabul ederlerse zillete düşeceklerini iddia ederek karşı çıktı. Hicretin dördüncü yılından itibaren başladığı açık davet safhası, müşriklerin tüm engellemelerine rağmen hicrete kadar devam etti.

İlk Müslümanlar

Hz. Peygamber ilk daveti eşine yapmıştı. Hz. Hatice tereddüt etmeden onu tasdik ederek Müslümanların ilki olma şerefine ulaştı. Hz. Hatice’nin davetiyle kızları İslam’a girdiler. Hz. Ali, onları namaz kılarken gördüğünde Allah Resulü onu İslam’a davet etmişti. Hz. Ali önce tereddüt edip babasına sormak istemişse de daha sonra bundan vazgeçip iman etmişti. Küçük yaşta Şam’dan Mekke’ye köle olarak getirilip Hz. Hatice’nin hizmetinde olan Zeyd b. Harise, Hz. Ali’den sonra Müslüman oldu. Hz. Peygamber’in en yakın dostu olan Hz. Ebu Bekir, onun davetini ailesi dışından kabul edenlerin ilkiydi. Gizli davet sürecinde Osman b. Affan, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebi Vakkas, Talha b. Ubeydullah, Ebu Ubeyde b. Cerrah Hz. Ebu Bekir’in gayretiyle Müslüman olmuşlardı. Medine’ye muallim olarak gönderilen Mus’ab üstlenmiş olduğu görev sebebiyle İslam’ın ilk öğretmeni sayılır.

3 KONU - Mekke’de İslam Davetine Tepkiler Kureyş’in ileri gelen kabilelerine mensup müşrikler Hz. Peygamber’in davetine ilk başlarda kayıtsız kaldılar. Daveti engellemek isteyen müşriklerin ileri gelenleri, kabile geleneğine uygun hareket ederek Hz. Muhammed’ himaye eden amcası Ebu Talib’e gittiler. Ancak Ebu Talib onların sadece şikâyetlerini dinlemekle yetinip yeğenine verdiği desteğini sürdürdü.

Mekke’de İslam’ı Kabul Edenlerin Genel Özellikleri

Hz. Peygamber risalet görevini üstlendikten sonra yakın akrabalarından başlayarak toplumun tüm kesimlerini İslam’a davet etti. Kadın erkek, köle hür, genç ihtiyar, zengin fakir ayrımı yapılmaksızın gerçekleştirilen çağrıyı kabul edenler böylelikle Müslümanların ilki olma şerefini kazandılar. Mekke Dönemi’nde İslam’a girenlerin en bariz ortak özelliği ise onların genç yaşta davete katılmış olmalarıdır. İlginçtir ki İslam’ı kabul etmiş olanlar arasında Haşimoğulları’ndan Ebu Talib de dahil olmak üzere Mekke kabile lideri konumunda hiç kimse yoktu. İlk Müslümanlar; güvenilir, sadık, sır saklayan, sabırlı ve cahiliyenin kötü adetlerinden sakınan kimselerden oluşmaktaydı.

Müşriklerin İslam Davetine Karşı Çıkma Sebepleri

Geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olan Mekkeliler atalarının inanışlarını terk etmediler. Müşrikler dini sebepler dışında siyasi ve ekonomik kaygılarla da İslam’a karşı çıktılar. İslam’a düşmanlık edenlerin Mekke’nin zengin tüccarları olması, müşriklerin Hz. Peygamber’le mücadele ederken şahsi menfaatlerini de korumaya çalıştıklarının göstergesidir. Hz. Peygamber’in tebliğini sürdürürken Kureyşliler arasında sınıf farkı gözetmemesi kabile reislerinin itiraz ettiği konulardan biriydi.

Mekke Dönemi ve İşkence

Mekke müşrikler Hz. Peygamber ve diğer Müslümanlara eziyet ve işkence uyguladılar. Hz. Muhammed’e bir gün Kâbe’de fiilî saldırıda bulundular. Hz. Peygamber boğazı sıkılması nedeniyle neredeyse nefes alamayacak duruma geldi. Araya Hz. Ebubekir girdi. Mekke Dönemi’nde Müslümanların sayısı ve gücü müşriklerle mücadele edebilecek seviyeye ulaşmadığı için başta Hz. Peygamber ve eziyet gören diğer Müslümanlar bu tür saldırılara karşılık vermediler. Her türlü tahrik, alay, eziyet ve işkence karşısında duruşlarını bozmayan Müslümanlar daima sabır ve kararlılıkla hareket ettiler. Mekke müşrikleri Hz. Peygamber ve onun çağrısını kabul eden Müslümanlara karşı alay ve hakaretle başlayıp nihayet öldürmeye varan ağır işkenceler uyguluyordu. Her türlü psikolojik, fiziki ve ekonomik baskıyla devam eden işkencenin öncüsü de Ebu Cehil’di.

Habeşistan’a Hicret

Müşriklerin baskı ve zulümleri herhangi bir himayesi bulunmayan müminler için iyice zorlaşmıştı. Kureyş ile Habeşistan arasında ticaret antlaşmaları vardı. Orada geçimlerini sağlayabilirlerdi. Bu sebeplerle İslam’ın ilk hicreti Habeşistan topraklarına yapıldı. Dinlerini yaşamak isteyen on bir erkek ve dört kadın 615 yılında önce Şuaybe Limanı’na, oradan da deniz yoluyla Habeşistan’a ulaştı.

Hz. Hamza ve Hz. Ömer’in Müslüman Oluşlar

Bir gün Safa Tepesi’nde Resulullah ile karşılaşan Ebu Cehil, Sevgili Peygamberimize türlü hakaretlerde bulundu. . Bu sıralarda avdan dönen Hamza b. Abdulmuttalib, âdeti olduğu üzere evine dahi gitmeden tavaf etmek için Kâbe’ye gelmişti. Olanlara şahit olan Hz. Hamza öfkeye kapıldı. Derhal Kabe’de bulunan Ebu Cehil’in yanına doğru koştu ve karşısına dikildi. Hışımla kaldırdığı yayı ile vurarak başını yardı ve Müslüman olduğunu ilan etti. Bundan sonra az sayıdaki zayıf Müslümanlar bir nebze de olsa rahatladılar. Peygamberimize ve Müslümanlara karşı çok sert davranmasıyla bilinen Hz. Ömer, Müslüman oldu. Hz. Ömer, Peygamberimizin kabul olunan duasıydı. Hayatını korkusuzca yaşayan Hz. Ömer’in karakterini göstermesi bakımından İslam dinini benimsediğini ilan etmesi önemlidir.

Boykot Yılları

Mekke’nin Habeşistan’a sığınan Müslümanları geri getirmek için gönderdiği elçiler de eli boş dönmüştü. Müşriklerin bütün baskılarına rağmen İslam’a inananların sayıları Mekke’de artmıştı. Bu sebeple Ebu Talib’in desteğini ortadan kaldırmak için kabilesinin tamamına karşı baskı uygulamaya karar verdiler. 616’da başlayıp üç yıla yakın süren ambargo süresince Haşimoğulları ve Muttaliboğullarını çok zor günler karşıladı. Akrabalarının açlık içinde kalmasına gönülleri el vermeyen bazı yakınlarının zaman zaman gizlice yaptığı yardımlar ise yeterli olmadı. Hz. Muhammed, boykot yıllarının sonunda güçsüz düşen eşi Hz. Hatice ile Ebu Talib’in art arda vefatı ile sarsıldı.

Taif Yolculuğu

Amcasının vefatıyla himayesiz kalan Hz. Peygamber, fiili saldırılar karşısında açık hedef hâline geldi. Hz. Peygamber aradığı desteği Taif’te bulacağını umuyordu. Risaletin onuncu yılında Hz. Muhammed, Zeyd b. Harise ile birlikte gizlice Taif’e doğru yola çıktı. Mekkelilere karşı onu himaye edip desteklemelerini istedi.

İsra ve Miraç

İsra, Hz. Peygamber’in geceleyin Mekke’den Mescid-i Aksa’ya götürülmesi; Miraç ise göklere yükseltilmesi anlamına gelir. Miraca eriştiğinde Resul-i Ekrem; Cenab-ı Hakk’ın huzuruna kabul edilmiş, kendisine cennet ve cehennem gösterilmiş, müminlere ilahi bir hediye mahiyetinde olan Bakara suresinin son iki ayeti vahyedilmiştir.

Yeni Yurt Arayışı

Miraç mucizesiyle moral bulmuş olan Allah Resulü, Mekke’ye gelen Arap kabileleri ile görüşmelerini hızlandırdı. Pek çok kabile ile görüşmeler yapan Resul-i Ekrem hiçbirinden olumlu netice elde edememiş, bireysel olarak İslam’ı kabul edenler olsa da Resulullah’ın siyasi destek bulma hedefi gerçekleşmemişti.

Yesriblilerle İlk Temas

Nübüvvetin on birinci yılında Yesrib’den gelen bir grup Hazrecli, Akabe denilen yerde Hz. Peygamber’le görüşüp İslam’ı kabul etti. Bu arayışla yola çıkmış olsalar da Hz. Peygamber ile buluşup anlaşmış olan Yesribliler böylelikle hem hakikati buldular hem de Müslümanlar için yeni bir dönemin kapısını aralamış oldular.

Akabe Biatları

Yesrib’de Hz. Peygamber’in adının geçmediği tek bir ev bile kalmamıştı. Dolayısıyla şehirde İslam’ı kabul edenlerin sayısı da hızla artıyordu. Hazreclilerin önayak olduğu İslamlaşma sürecine Evsliler de ilgisiz kalmamış, hak din onların arasında da yayılmaya başlamıştı. Nihayet Hz. Peygamber’le görüşmek üzere sözleştikleri vakit gelince on Hazrecli ve iki Evsli Müslüman’dan oluşan on iki kişilik heyet Akabe’de Resulullah ile bir araya geldiler. Allah Resulü onlardan; Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, kimseye iftira atmamak, iyi işlerde kendisine karşı gelmemek üzere biat aldı. Bu ahitleşmeye Birinci Akabe Biatı adı verilir.

Yesrib’e Hicret

Allah Resulü on iki yıl boyunca her türlü gayreti göstermesine rağmen Müslümanlar Mekke’ye hâkim olamamıştı. Müşriklerin baskıları günden güne artmış, dayanılmaz hale gelmişti. Akabe biatları neticesinde Yesrib’e davet edilmesi onlara yeni bir hayatın kapısını açmış oldu.

Müslümanların Hicreti

Hz. Peygamber hicret izni verince Müslümanlar 622 yılında küçük gruplar hâlinde Mekke’den ayrılmaya başladılar. Kabe’ye giderek hicret için yola çıkacağını haykıran ve Kureyşlilere meydan okuyan Ömer b. Hattab dışındaki Müslümanlar yolculuklarını gizlilik içinde gerçekleştirmiştir. Allah Teala tarafından Hz. Peygamber’e hicret izni verildiğinde Mekke’de engellenip hapsedilenler dışında Hz. Peygamber ve ailesi, Hz. Ebu Bekir ve ailesi ile Hz. Ali kalmıştı. Hz. Ali, Peygamberimize Yesrib’e varmadan yolda yetişmiş, aileler ise daha sonra getirilmiştir.

Peygamberimizin Hicret

Peygamberimizin Hicreti Müslümanların hicretine şahit olan müşrikler, Hz. Peygamber’in de onlara katılmasıyla Müslümanların kendileri için büyük bir tehdit olacağının farkındaydı. Her kabileden bir kişinin katılımıyla oluşturulacak olan bir grubun Allah Resulü’nü öldürmesine karar verdiler. Allah Resulü müşriklerin planını haber alınca Ebu Bekir’e haber vererek hicret için hazırlanmasını istedi. Hz. Peygamber yola çıkmadan evvel kendisinde bulunan emanetleri sahiplerine teslim etmekle Hz. Ali’yi görevlendirdi. Hz. Peygamber’in yatağına yatarak müşrikleri yanıltacak olan Ali emanetleri teslim etme görevini tamamladıktan sonra yolda Peygamberimiz ve yol arkadaşına katılacaktı. Hz. Peygamber, evinin kapısında kendisini öldürmek için bekleyenlerin arasından gece karanlığında yürüyüp geçmiş ve Allah’ın yardımıyla onlar bunun farkında bile olmamıştı.

Kuba’ya Varış

Hz. Peygamber ve kafilesi, 622 yılında bir hafta süren yolculuktan sonra Yesrib yakınlarındaki Kuba’ya ulaştı. Müslümanlarla buluşup sohbet eden Allah Resulüorada İslam’ın ilk mescidini inşa etti. Hicret, Mekke’den kaçıp Yesrib’e sığınma olarak değil, Mekke’ye güçlenerek dönmenin bir adımı olarak değerlendirilmelidir.

ÜNİTE 2 - RİSALETİN MEDİNE DÖNEMİ 1 KONU - Medine’de İslam Toplumunun Oluşumu Hz. Peygamber tarafından siyasal, sosyal ve kültürel açıdan merkez hâline getirilecek olan Medine’de bir devlet olmaya yönelik çalışmalara hicretle beraber başlanmıştır. Şehirde yaşayan Yahudilerle imzalanan sözleşme ile bir arada yaşamanın kuralları belirlenmiş, bir anlamda devletin anayasası oluşturulmuştur. Ayrıca gelen vahiylerle İslam’ın emir ve yasakları aşama aşama tamamlanmaya devam etmiştir.

Mescid-i Nebi’nin İnşası

Hz. Muhammed vakit geçirmeden Müslümanların yeni yurdunda mescit inşa etmek için hazırlıklara başladı. Temeline ilk taşı bizzat kendisi koyduğu gibi inşaat tamamlanıncaya kadar, yaklaşık yedi ay, ashabıyla beraber çalıştı. Son derece sade bir yapı olan mescidin kıblesi Kudüs’e doğruydu. Mescidin bitişiğine Hz. Peygamber ve ailesi için odalar inşa edildi. Yapımı esnasında ensar ve muhaciri kaynaştıran Mescid-i Nebi yalnızca ibadet mekânı olarak kalmamış, din ve devlet işlerinin yürütüldüğü bir merkez olmuştur.

Ashab-ı Suffe

Suffe gölgelik anlamına gelir. Mescid-i Nebi inşa edilirken arka tarafına eklenen gölgelik, barınma ihtiyacı olan sahabiler için yapılmıştı. Burada kalan topluluk içinde yoksul ve kimsesiz olanlarla bekar sahabiler bulunuyordu. Ashab-ı suffenin en önemli özelliği vakitlerinin neredeyse tamamını Hz. Peygamber’i dinlemeye ve ilme ayırmış olmalarıdır.

Muhacir-Ensar Kardeşliği

Hz. Peygamber’in hicretin ilk yılında Medine’de attığı adımlardan biri ensar ile muhacir arasında kardeşlik bağı tesis etmesidir. Ensarın arazileri yarı yarıya paylaşma teklifinin muhacirler tarafından kabul edilmeyerek bakımını üstlenmek şartıyla mahsullerin paylaşılmasına karar verilmesi muhacirlerin durumu suistimal etmediklerini göstermesi bakımından önemlidir.

Medine Sözleşmesi

Hz. Peygamber, şehrin diğer sakinleri ile de bir sözleşme imzalayarak İslam devletinin temellerini atmıştır. Bu metin İslam devletinin ilk anayasası kabul edilir. Şehirde yaşayan bütün grupları Medine vatandaşı olma paydasında birleştiren bu sözleşme ile Medine halkının hak ve görevleri ortaya konulmuştur.

Namaza Davet: Ezan

Medine’de sayıları artan Müslümanların namaz vakitlerinde mescitte bir arada hazır bulunmaları her zaman mümkün olmuyordu. Bu problemi ortadan kaldırmak için namaza çağrı niteliği taşıyan bir yöntem arandı. Bu istişarenin yapıldığı sıralarda rüyalarında ezan-ı Muhammedî’yi gören Abdullah b. Zeyd ve Hz. Ömer bunu Hz. Peygamber’e haber vermişlerdir. Bunun sadık bir rüya olduğunu bildiren Peygamberimiz ezanın sözlerinin Bilal-i Habeşi’ye öğretilmesini istemiştir. Yüksek bir yere çıkarak ilk ezanı okuyan Bilal Hz. Peygamber’in ilk müezzini olmuştur.

Medine Pazarının Kurulması

Müslümanların ticari faaliyetlerini yürütecekleri kendilerine ait bir pazar yeri belirlendi. Esnafın burada sabit yerler edinmesini yasaklayarak herkese tezgâh kurma imkanı verildi. İslami hükümlerin uygulandığı pazarı denetlemek için görevliler tayin etti. Ticaret konusunda tecrübeli olan Mekkeli Müslümanların da etkisiyle pazar kısa sürede şehrin ekonomik hayatında önemli bir yer edindi.

Kıblenin Değişmesi

Resul-i Ekrem Medine’ye Hicret edince kıble olarak Mescid’i Aksa’ya doğru yönelmesi emredilmişti. Daha sonra gelen emirle Kıble Kabe’ye doğru çevrilmiştir.

Seriyye ve Gazveler

Müşrikler amaçlarına ulaşamayınca şehirdeki münafıkların lideri durumunda olan Abdullah b. Übey b. Selül ve Medineli müşriklere Peygamber Efendimizi öldürmeleri veya Medine’den sürüp çıkarmaları için mektup gönderdiler. Mektup ellerine ulaşınca Medineli putperestler Abdullah b. Übey liderliğinde Hz. Peygamber ile savaşmak üzere bir araya geldiler. Peygamberimizin konuşması üzerine bu isteklerinden vazgeçtiler. Hz. Peygamber müşriklerin devam eden bu tahrikleri karşısında zaman zaman seferler düzenledi. Resulullah’ın ordunun başında yer aldığı seferlerine gazve, katılmadıklarına ise seriyye adı verilmiştir.

Savaşa İzin Verilmesi

Mekkeli müşrikler, Müslümanlarla olan sorunlarını tamamen sona erdirmek için onları ortadan kaldırmaya karar vermişti. Nihayet hicretin ikinci yılında Müslümanlara müşriklerin zulümlerine karşı kendilerini korumaları için savaş izni verildi. Resulullah ticaret güzergâhını kontrol altında tutarak Mekke’yi ekonomik olarak zayıflatmayı da amaçlıyordu.

Bedir Gazvesi

Hicretten sonra Mekkeli müşriklerle Müslümanların ilk ciddi karşılaşması Bedir Gazvesi oldu. Hz. Peygamber’in yaptığı istişarede ise önce muhacirler söz aldı. Ashabın bu kararlı tutumu üzerine Müslüman birlikler Bedir’e doğru yola çıktı. Müşriklerden önce gelen Müslüman ordusu, sahabeden Hubab b. Münzir’in tavsiyesiyle yüksekçe yerlere çekilip su tedarik ettikten sonra kuyuları kapattı. Bedir Savaşı aynı aileden insanların karşı karşıya geldiği, iman ile küfrün mücadelesine sahne olan çetin bir sınavdı. Hz. Peygamber, savaşı önlemek adına Hz. Ömer’i elçi göndererek barış teklifinde bulunmasına rağmen Ebu Cehil kibrinin tuzağına düşerek bu teklifi reddetti.

Uhud Gazvesi

Yaşadıkları mağlubiyetin intikamını almak ve kaybolan itibarlarını kazanmak isteyen müşrikler, Ebu Süfyan’ın Mekke’ye getirmeyi başardığı kervanın gelirini yeni bir savaş için kullanmaya karar verdi. Mekkeli müşriklerden kurulu üç bin kişilik donanımlı bir ordu kurdular. Peygamberimizin amcası Abbas, Gıfar kabilesi aracılığıyla Mekke müşriklerinin savaş hazırlığı içinde olduğunu Medine’ye bildirdi. Resulullah sahabiler ile yaptığı istişare toplantısında Medine’de kalınarak şehrin savunulması teklifinde bulundu. Ancak Bedir savaşına katılamayan gençler ile bazı sahabilerin meydan savaşında ısrarcı olmaları üzerine bu yönde bir karar alındı. Resulullah, üç bin kişinin hazır bulunduğu müşrik ordusunun karşısına yedi yüz kişilik ordusuyla çıkmaya hazırlanıyordu. Peygamber Efendimiz, ordusuna cihadın önemi hakkında yaptığı konuşmasında sabırlı olmaları durumunda Allah’ın kendilerine zafer vereceğini söyledi. Savaş iki tarafın bir üstünlüğü olmadan sona erdi.

Reci ve Bi’r-i Maune

Adel ve Kare kabileleri akrabaları olan Lihyanoğullarının teşvikiyle bir plan yaptılar. Müslümanlığı kabul ettiklerini söyleyerek Hz. Muhammet’i kendilerine hoca olarak istediler. Amaçları onu Mekkelilere satmaktı. İslam’ı öğrenme talepleri üzerine Suffe’de yetişmiş on kişilik değerli bir heyeti öğretmen olarak onlarla gönderdi. Mekke yolunda bulunan Reci suyu yakınlarında konakladıkları sırada heyet Lihyanoğullarına mensup yüz kişi tarafından pusuya düşürüldü. ynı ayda ikinci bir elim olay daha yaşandı. Ebu Bera isminde bir kabile reisi Hz. Peygamber’i ziyaret ettiğinde İslam’a davetini kabul etmemekle beraber ilgi duyduğu bu din hakkında kabilesine de bilgi verilmesini talep etti. a Hz. Peygamber’in davet mektubu Ebu Bera’nın yeğeni Âmir b. Tufeyl’e götürüldü. İbn Tufeyl mektubu okumadığı gibi elçiyi de şehit etti. Resulullah Reci ve Bi’r-i Maune ile ilgili acı haberleri aynı gece aldı ve son derece üzüldü. Öyle ki kırk gün kadar sabah namazında şehit edilen sahabelere dua, onları şehit edenlere ise beddua etti.

Hendek Gazvesi

Müşrikler, Müslümanların bölgedeki askeri varlığı nedeniyle öteden beri sürdürdükleri kervan ticaretini artık yerine getiremez oldu. Bu sebeplerle Müslümanları tamamen ortadan kaldırmayı düşünen Mekkeliler yeni bir saldırı hazırlığı içine girdiler. Hz. Peygamber müşriklerin büyük bir orduyla Medine’ye doğru yaklaşmakta olduğunu haber alınca düşmana karşı izlenecek savaş stratejisi hakkında sahabileri ile istişarede bulundu. Selman-ı Fârisî, hendekler kazarak şehri düşman saldırılarından korumayı önerdi. Kabul gören bu taktik daha önce Araplar tarafından ne görülmüş ne de uygulanmıştı. Genişliği yer yer 9 metreyi bulan hendek, müşrikler Medine’ye ulaşmadan tamamlandı. Savaşın başlarında hendekler sebebiyle ciddi bir çarpışma meydana gelmedi. Kureyza Yahudileri, Müslümanlarla yaptıkları sözleşmeyi bozarak müşriklerle gizlice anlaştılar. i. Bunun üzerine Hz. Peygamber bir grup Müslüman’ı Kureyzalıların kalelerine göndererek onlara gözdağı verilmesini istedi. Kureyza Yahudileri savaş boyunca kalelerinden çıkmaya cesaret edemediler. Hendek Gazvesi’nde altı Müslüman şehit olurken sekiz müşrik öldürüldü. Kureyş ve müttefikleri, İslam’ı ortadan kaldırmaya yönelik bu son teşebbüslerin de istediklerini elde edemeyip prestijlerini büyük ölçüde yitirdiler.

Hudeybiye Antlaşması

Medine’de geçen altı yıl içerisinde müşriklerle yapılan mücadelelerden başarı ile çıkılmış ve Medine’nin iç güvenliği sağlanmıştı. Allah Resulü Müslümanların lehine gerçekleşen bu ortamdan istifade etmek için haram aylardan olan Zilkade ayında Mekke’yi ziyaret etmeye niyet etti. Kâbe’yi ziyaret maksadıyla yola çıktıklarının bir göstergesi olarak ashâbına yolcu kılıcından başka bir silah almamalarını emretti. Hz. Peygamber, silahsız bir şekilde bin dört yüz sahabiyle Mekke’ye doğru yola çıktı. Müslümanlarla Mekkeliler arasındaki sorunu çözmek için elçiler gidip gelmeye başladı. Allah Resulü ve ashabı Hudeybiye’den ayrıldığında bir tarafta Mekkelilerle barış yapmanın sevincini, diğer tarafta umre yapamadan dönmenin ve Ebu Cendel’i müşriklere iade etmenin üzüntüsünü yaşıyorlardı. Hudeybiye Antlaşması ile müşrikler İslam devletini resmen tanımış oluyorlardı. Barış ortamı sayesinde Halid b. Velid ve Amr b. As gibi müşriklerin ileri gelenleri başta olmak üzere pek çok kişi İslam’a girmiştir.

Mekke’nin Fethi

Hudeybiye Antlaşması’na göre Arap kabileleri istedikleri tarafla ittifak yapabileceklerdi. Hudeybiye Antlaşması daha ikinci yılı dolmadan Kureyşliler tarafından bozulmuş ve Mekke’nin Fethi’ne zemin hazırlamıştı. Hz. Peygamber büyük bir gizlilikle sefer hazırlıklarını başlatarak ittifak kurduğu kabilelere haber gönderip sefer için hazırlanmalarını istedi. Ramazan ayında on bin kişilik bir ordu ile Medine’den çıkan Allah Resulü on bin kişilik bir ordu ile Mekke yakınlarındaki Merrü’z-zahran’da karargâh kurdu. Halid b. Velid’in Mekke’ye girdiği yerde olan küçük bir çatışma dışında İslam ordusu hiçbir mukavemetle karşılaşmadan şehre girdi. Kan dökülmeden Mekke’yi fethetmek Allah Resulü’nü oldukça memnun etmişti. Hz. Peygamber, sekiz yıl önce gizlice ayrılmak zorunda kaldığı Mekke’ye büyük bir ihtişamla girerken Fetih suresini okuyordu.

Huneyn Gazvesi

Taif çevresinde yaşayan Hevazin ve Sakif kabileleri, Mekke’nin fethiyle Hz. Muhammed’in üzerlerine gelmesine fırsat vermeden Müslümanlara ani bir saldırı düzenlemeye karar verdiler. Civardaki bazı kabilelerin de katılmasıyla Malik b. Avf komutasında yirmi bin kişilik bir ordu hazırladırlar. Allah Resulü, Hevazin ve Sakiflilerin büyük bir ordu topladıklarını haber alınca, hicretin sekizinci yılında on iki bin kişilik ordusuyla Mekke’den düşmanın toplandığı mevkiye doğru hareket etti. Ayrıca Kureyş’in ileri gelenlerinden seksen kadar müşrik de hangi tarafın galip geleceğini bizzat görmek ve elde edilen ganimetten istifade amacıyla orduya katılmıştı. İslam ordusunun beklenmedik bir bozgunla karşı karşıya kalması anında Kureyşlilerin henüz Müslüman olmayanlarından bazıları Hz. Peygamber’i öldürmeyi bile düşünmüştü. Hz. Peygamber’in çabaları ile toparlanıp düşmana karşılık veren İslam ordusu, düşmanı bozguna uğrattı. Müslümanlar Huneyn savaşında çok sayıda esir ve ganimet elde etmişlerdi. Hz. Peygamber ganimetlerin beşte birini Beytülmal’e ayırarak geri kalanını savaşa katılanlar arasında paylaştırdı.

Nifak ve Münafıklar

Hz. Peygamber’in İslam davetinde Medine’de karşılaştığı en büyük problemlerden birisi münafıkların sebep olduğu nifak hareketleridir. Kur’an-ı Kerim’de münafık kelimesi iki farklı tipteki insan için kullanılır. İlki; halis münafıklar olup bunlar, aslında inanmadıkları hâlde Allah’a ve ahiret gününe iman ettik, derler. İkincisi; zihin karışıklığı veya irade zayıflığı yüzünden imanla küfür arasında gidip gelen, şüphe içinde bocalayan, imandan çok küfre yakın olan insanlardır. Münafıklar Hz. Peygamber’i zemmeden ve şahsiyetini zedeleyen ifadeler kullanıyor, durum Resul-i Ekrem’e intikal ettiğinde de bir şey söylemediklerini savunarak iddiaları yalanlıyorlardı. Hz. Peygamber, münafıklara karşı uyguladığı mücadele metoduyla nifak hareketlerini kökünden kurutmaya çalışmış sonunda sayılarını ve etkilerini çok aza indirmiştir. Hz. Peygamber münafıkların önemli konumlarda bulunmasına da müsaade etmemiştir. Münafıklar iman etmiş göründüklerinden Müslümanların sahip olduğu tüm haklardan yararlanmışlardır.

Diğer Din Mensuplarıyla Münasebetler

Mekke Dönemi’nde Hz. Peygamber’in İslam davetinin ilk muhatapları putperest inanca sahip müşriklerdi. Medine’ye hicretten sonra Hz. Muhammed müşrik Araplar dışında farklı inanç gruplarıyla karşı karşıya geldi. Daha sonra gelişen hadiselerle birlikte İslam’ın bölgedeki siyasi gücünün artmasına bağlı olarak Hıristiyanlarla da temasa geçilmiş oldu.

İslam’a Davet Mektupları

Hz. Peygamber Hudeybiye Antlaşması’yla ortaya çıkan barış ortamını değerlendirerek yakından uzağa tüm muhataplarına hicretin yedinci yılında İslam’a davet mektupları göndermeye başladı. Arap Yarımadası’nın çeşitli bölgelerindeki kabile reislerine ve nüfuzlu kişilere yüzden fazla elçiyi davet mektuplarıyla birlikte gönderdi. Resulullah davet mektuplarını götürecek olan elçilerin de gidecekleri bölgeleri tanıyan, dillerini bilen, fiziki ve ahlaki güzelliklere sahip, hitabet ve temsil yeteneği bulunan kişiler olmasına özen gösterdi.

Heyetlerle Görüşmeler

Mekke’nin Müslümanlar tarafından fethedilmesi sonucu Kureyş’in itaat altına alınması, onun ardından güçlü bir kabile olan Hevazin’in İslam’ı kabul etmesi, Medine’de bulunan Yahudilerin şehirden uzaklaştırılması ve Hayber’in fethedilmesi sonucu Yahudilerin etkisiz hâle getirilmesi gibi hadiseler Müslümanları Arap Yarımadası’nın en büyük gücü, Medine’yi de Hicaz’ın yeni siyasi merkezi haline getirdi. Bu sebeple yarımadanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Arap kabileleri, Hz. Peygamberi tanımak, yeni dini öğrenmek maksadıyla Medine’ye heyetler göndermeye başladılar.

Veda Haccı ve Veda Hutbesi

Hicretin dokuzuncu yılında Al-i İmran suresinin doksan yedinci ayetinin nazil olmasıyla birlikte hac Müslümanlara farz kılınmış oldu. . Bunun üzerine Allah Resulü, Hz. Ebu Bekir’i hac emiri olarak Mekke’ye gönderdi. Hz. Peygamber, müşriklere ültimatom verilen bu hac mevsiminden bir yıl sonra bizzat kendisi hac niyetiyle yola çıkacağını Müslümanlara duyurarak onlardan da hazırlık yapmalarını istedi. Hz. Muhammed ile haccetmek isteyenler Medine’de toplandılar. Hz. Peygamber, Veda Haccı esnasında Arafat, Mina ve Akabe gibi yerlerde farklı zamanlarda Müslümanlara kısa ve veciz bir üslup ile hitap etmiş Rebia b. Ümeyye gibi gür sesli münadiler ile cümlelerini daha uzaktakiler için tekrar ettirmiştir.

Peygamberimizin Vefat

Veda Haccı dönüşünden sonra hicretin onuncu yılında Hz. Peygamber’in sağlığı bozulmaya başladı. Ashabıyla yapmış olduğu vedalaşmayı ahirete göçmüş olanlarla da gerçekleştirmek isteyen Allah Resulü Uhud ve Baki kabristanlarını ziyaret ederek onlar için mağfirette bulundu. Kendisini iyi hissettiği bir gün mescide gittiğinde onu görenler sevinçten neredeyse namazlarını bozacaktı. Hz. Ebu Bekir, Allah Resulü’nün(s.a.v.) hastalığının hafiflediğini görünce kendisinden izin alarak evine gitti. Ancak sonrasında Hz. Peygamber’in durumu ağırlaştı. 632 yılında bakışları semada “En yüce dosta!” diyerek hastalığının on üçüncü gününde Rabbine kavuştu. Vefat ettiğinde altmış üç yaşındaydı. Hz. Peygamber’in vefatı Müslümanları derinden üzdü ve sarstı. Hz. Peygamber’in cenazesini Hz. Ali yıkadı. İslam dininin mübelliği Hz. Peygamber, her insan gibi yaşamış, risalet görevini en güzel şekilde yerine getirdikten sonra da ölümle birlikte Rabbine kavuşmuştur.

Açık Lise 1. Dönem Kayıt Yenileme Son Gün
09 - EKİM - 2020