Açık Lise Tarih 5 Ders Özeti

admin
Ocak 11, 2020

ÜNİTE 1 - DEĞİŞEN DÜNYA DENGELERİ KARŞISINDA OSMANLI SİYASETİ

1 KONU - XVII. YÜZYIL SİYASİ ORTAMINDA OSMANLI DEVLETİ Osman Gazi ile bağımsız bir beylik hâline gelen, Orhan Gazi ile devletleşen, I. Murat ile kurumsallaşan, II. Murat ile Balkanlar’da hâkimiyet kuran Osmanlı Devleti, II. Mehmet’in İstanbul’u fethetmesiyle imparatorluk gelmiştir. Yavuz Sultan Selim Dönemi’nde Orta Doğu’ya, Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde Avrupa’ya hâkim olmuş, III. Murat Dönemi’nde ise doğuda en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Osmanlı Devleti, XVI. yüzyılın sonlarına doğru batıda Avusturya, doğuda Safevilerle mücadele etmiştir. Bu mücadeleler, iç isyanlar, değişen ticaret yollarının Osmanlı ekonomisine olumsuz etkisi, orduda düzenin bozulması Osmanlı Devleti’nin üç kıtaya yayılmış topraklarında merkezî otoriteyi kaybetmesine neden olmuştur.

Osmanlı-Habsburg Mücadelesi ve Zitvatorok Antlaşması

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde Mohaç Meydan Muharebesi Osmanlı ile Habsburg ilişkileri ni başlattı. Avusturya, 1533’te imzalanan İstanbul Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nin üstünlüğünü kabul etti. 1596’da Haçova Muharebesi ile başlayan hâkimiyet mücadelesi, 1606’da imzalanan Zitvatorok Antlaşması ile sonuçlandı. Anlaşma sonucunda Avusturya kralı Osmanlı padişahıyla eşit konuma geri geldi. Zitvatorok Antlaşması ile Osmanlı Devleti dış politikada prestij kaybına uğradı.

Osmanlı – Safevi İlişkileri

Safeviler Osmanlı Devleti’nin doğuda sınır komşusuydu. Safevi Devleti’nin kuruluşundan itibaren Osmanlı şehzadelerini kışkırttı, İpek Yolu üzerinde denetim kurdu, Osmanlı Devleti aleyhine ittifaklara girdi ve Şiilik propagandası yaptı. Bu durum iki devletin  sürekli mücadele etmesine sebep olmuştu. III. Murat Dönemi’nde Safevilerin Osmanlı Devleti topraklarındaki yıkıcı, bölücü faaliyetleri ve İran topraklarından geçen ticaret kervanlarını yağmalamaları tekrar savaşları başlattı. 1590’da imzalanan Ferhat Paşa Antlaşması ile Tebriz, Karabağ, Dağıstan ve Şirvan gibi yerler Osmanlı Devleti’nin eline geçti. Osmanlı Devleti bu antlaşma ile doğudaki en geniş sınırlarına ulaştı. IV. Murat 1635’te İran üzerine düzenlenen Revan Seferi’ni düzenledi. Osmanlı ordusunun İstanbul’a dönmesiyle Safeviler tekrar saldırıya geçti. IV. Murat bunun üzerine Bağdat Seferi’ne çıktı. Bağdat Kalesi’ni aldı ve Safevilerle 1639’da Kasr-ı Şirin Antlaşması’nı imzaladı. Bu anlaşma günümüzdeki Osmanlı İran sınırını belirleyen anlaşma oldu.

Osmanlı Devleti’nin XVII. Yüzyılda Karşılaştığı Stratejik Tehditler

Osmanlı-Lehistan İlişkileri

Karadeniz’in kuzeybatısında yer alan Lehistan Osmanlı Devleti’nin ilişkileri II. Murat Dönemi’nde başladı. Osmanlı’nın Avrupa devletleriyle mücadele ettiği dönemde Lehistan, tampon bölge konumundaydı. Lehistan’ın aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin Baltık Denizi’ne ulaşabileceği geçiş koridoru olması da stratejik önemini arttırıyordu. İki taraf arasında 1672’de Bucaş Antlaşması imzalandı. Bucaş Antlaşması’na göre Podolya Osmanlı’ya, Ukrayna ise Osmanlı’nın egemenliğindeki Kazaklara bırakıldı. Osmanlı Devleti bu antlaşma ile batıdaki en geniş sınırlarına ulaşmış oldu.

Osmanlı-Venedik İlişkileri

Venedik, İtalya Yarımadası’nın kuzeydoğusunda denizci bir devlettir. Stratejik öneme sahip Akdeniz kıyı şeridinde ve adalarda hâkimiyet kurdu. Fatih Sultan Mehmet, Venediklilere bazı imtiyazlar vererek iki devlet arasındaki ilişkilerin uzun süreli barış sürecine girmesini sağladı. Bu barış süreci Osmanlı Devleti’nin deniz ticaretini geliştirdi ve kendisine karşı oluşabilecek ittifaklara Venediklilerin girmesini önledi. Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde Akdeniz’de üstünlüğün Osmanlı Devleti’ne geçmesi denizci bir devlet olan Venediklilerle ilişkiyi bozdu.

Osmanlı-Rusya İlişkileri

Osmanlı Devleti’nin kuzey sınır komşusu olan Rusya’nın güçlenmeye başlamasıyla iki devlet arasında sıkıntıları başlattı. Gittikçe güçlenen Rusya, varlığını sürdürebilmek için sıcak denizlere inmek zorundaydı. Karadeniz’in bir Türk gölü olması bunu engelliyordu. Öte yandan Ukrayna’nın Osmanlı himayesinde olması yüzünden Batı’ya da açılamıyordu. Dolayısıyla Rusya’nın büyümesi için Osmanlı engelini aşması mutlak bir engeldi. Kırım Tatarlarının Ruslara ve Kazaklar’a yaptıkları akınlar Osmanlı-Rus ilişkilerinin bozulmasına sebep oldu. Viyana’da Osmanlı ordularının yenilmesi Rusya’ya ümit verdi.  . Rusya, Osmanlı ordusunun Avusturya ve Venedik ile savaş hâlinde olmasından yararlanarak Azak Kalesi’ni kuşattı. Azak Kalesi’nin Ruslar’ın eline geçmesi Karlofça müzakerelerinde Osmanlılara karşı Rusya’nın durumunu güçlendirdi.

Osmanlı-Avusturya İlişkileri

Avusturya, Avrupa’nın geneline hükmeden güçlü Habsburg Hanedanı’nın yönetim merkezî konumundaydı. Batı yönünde genişleme politikası güden Osmanlı Devleti için tehdit oluşturuyordu. Balkanlar’a açılıp buradaki halkı kendine bağlamak ve Katolikleri kendi koruyuculuğuna almak isteyen Avusturya Osmanlı Devleti’ni büyük engel olarak görüyordu.

  1. Viyana Kuşatması

Avusturya’nın Osmanlı kontrolündeki Erdel’in iç işlerine karışmasından dolayı Köprülü Fazıl Ahmet Paşa Avusturya Seferi’ne çıktı. Osmanlı Devleti karşısında direnemeyen Avusturya barış anlaşması teklifinde bulundu. İki taraf arasında 1664’te Vasvar Antlaşması imzalandı. Vasvar Antlaşması ile sağlanan barış ortamı Katolik Avusturya’nın Protestan Macarları mezhep değiştirmeye zorlaması ile bozuldu.  Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, IV. Mehmet’i ikna ederek hem Macarların yardım isteğini yerine getirmek hem de Orta Avrupa’daki Avusturya’nın gücünü kırmak için Viyana üzerine sefer düzenledi. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın komuta ettiği Osmanlı ordusu 1683’te Viyana’yı kuşattı Osmanlı ordusuna Tökeli İmre, Kırım Hanı, Erdel, Eflak ve Boğdan beyleri yardım ederken Avusturya ordusuna da Haçlı kuvvetleri yardım etti. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Kırım Hanı’na kuşatma esnasında Avusturya’ya dışarıdan yardımın gelmesini engelleme görevini verdi ancak Kırım Hanı, Lehistan ordusunun Tuna’yı geçip Osmanlı ordusuna arkadan saldırmasına engel olamadı. İki ateş arasında kalan Osmanlı ordusu ağır bir mağlubiyet aldı. Viyana Kuşatması’nın hezimetle sonuçlanmasının siyasi olduğu kadar idari, sosyal, ekonomik ve kültürel sonuçları da önemliydi.

Karlofça Antlaşması (1699)

Bu anlaşma ile Osmanlı Devleti gerileme dönemine girdi ve Orta Avrupa’daki egemenliği de son buldu.  Karlofça Antlaşması İngiltere ve Hollanda’nın arabuluculuğunda Osmanlı Devleti ile Avusturya, Lehistan, Venedik arasında imzalandı. Osmanlı Devleti çok büyük toprak kayıpları yaşadı.

2 KONU - WESTPHALİA BARIŞI’NDAN MODERN DEVLETLER HUKUKUNA Otuz Yıl Savaşları (1618-1648)

Martin Luther’in öncülüğünü yaptığı reform hareketleri Mezhep Savaşları olarak da anılan Otuz Yıl Savaşları’nı başlattı. Westphalia Barışı ile bu savaşlar bitti ve “hâkimiyet” kavramı bu süreçle yeniden konuşulmaya başladı. Bu gelişmeyle birlikte Roma-Vatikan merkezli birleşik Avrupa yerine ulusal devlet merkezli, parçalanmış bir Avrupa ortaya çıktı.

Otuz Yıl Savaşları Öncesi Avrupa’nın Genel Durumu

Reform hareketleri kilisenin eleştirilmesine yol açtı. Eleştirilerle birlikte sosyal kurumların yeniden düzenlenmesi düşünüldü. Bu durum Avrupa’nın siyasi ve sosyal dengesini sarstı. Luther’den sonra gelen din adamları, krallar ve prensler papalığın otoritesinden bıkmışlardı. Kral ve prenslerin bir kısmı devlet otoritesini papalıktan ayırmak için Protestanlığa sıkıca bağlandı. Luther’in düşünceleriyle açığa çıkan reform hareketlerinin siyasallaşması, Avrupa devletlerinin iç ve dış işlerindeki dengeyi bozdu. Fransa ve Almanya arasında çok sayıda savaş oldu. Bu çatışmaların merkezinde tek kral, tek din ve tek hukuk düşüncesi vardı. Krallar büyük katliamlar yaptılar.

Otuz Yıl Savaşları’nın Sebepleri

Avrupa’daki dinî kökenli mezhep savaşlarından olan Otuz Yıl Savaşları, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’na karşı Protestan Alman prenslerinin mücadelesi ortaya çıktı. Dinî sebeplerle başlayan savaşlarda, Habsburg ve Bourbon hanedanlarının siyasî mücadelesi ön plandaydı. Augsburg Antlaşması, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nda, 1555 yılında Protestanlar ile Katolikler arasında imzalandı. Barış antlaşması ile yasaklanan kilise mallarının kamulaştırılması Protestan prenslerce sürdü. Bazı Alman prenslerin bu antlaşmada tanınmayan Protestanlığı benimsemesi Otuz Yıl Savaşları’nı başlattı.

Otuz Yıl Savaşları’nın Gelişimi

Katolik İspanya, Hollanda’yı işgal edip Batı Avrupa’da yayılmacı bir politika izledi. Avusturya Kralı Ferdinand, Protestanlara inanç özgürlüğü mahiyetindeki Augsburg Anlaşması’nı ihlal etti. Protestan din adamlarını sınır dışı edip Protestan öğretilerini yaktırdı. Protestanların 1618’de Prag’da Ferdinand’ın danışmanlarını hükümet binasının camından aşağı attırması gibi olaylar Otuz Yıl Savaşları hareketlendi. Habsburg Kralı Ferdinand Almanya genelinde Protestanlara karşı büyük bir savaş başlattı ve  hızlı bir şekilde Protestanlaşan küçük Alman prensliklerini işgale etti. Daha sonra Protestanlar Hollanda, İngiltere, Danimarka, İsveç ve küçük Alman prenslikleriyle Katolik ittifakına karşı savaşa girdiler. Otuz Yıl Savaşları’ndaki en ilginç nokta ise koyu Katolik Fransa’nın Protestan ittifakını desteklemesidir.

Westphalia Barışı’nın Sonuçları

Westphalia’da Protestanlık mezhebi Katolik mezhebine denk sayılarak ve Protestanlığın ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar bitti. Westphalia ile beraber Habsburg Hanedanı’nın itibarı zedelendi ve Almanya’da yerel hanedanlar güçlendi. Almanya 1871’e kadar siyasal birliğini tamamlayarak Orta Avrupa’da baskın güç olma şansını yitirdi. Otuz Yıl Savaşları neticesinde Almanya’nın nüfusu oldukça azaldı. Savaştan dolayı üretim durdu ve yıllar sonra bile ülke ekonomik sıkıntılar devam etti. Westphalia, Protestanlığın Papa ve Katolikliğe karşı kazandığı zaferin adeta bir sembolüydü. Diğer bir önemli husus ise devletlerin kendi topraklarında “mutlak egemen” bir konuma yükselmeleri oldu.

3 KONU - 1700-1774 YILLARI ARASINDAKİ SİYASİ GELİŞMELER

  1. Yüzyılın Başlarında Osmanlı Devleti’nin Toparlanma Çabaları

Osmanlı Devleti, II. Viyana Kuşatması’ndaki başarısızlık, Kutsal İttifak ile yıllarca süren savaşlar, Karlofça ve İstanbul antlaşmalarının ağır etkisini üzerinden atabilmek için bazı diplomatik ve askeri girişimler başlattı. Rusya, Avusturya, Venedik ve Doğu’da da İran ile mücadele etti ancak bu süreçte Edirne Olayı ile yeni bir iç karışıklık dönemine de girdi. Bu dönemde Padişah II. Mustafa’nın devlet işlerinden uzaklaşarak zamanının çoğunu Edirne’de geçirmesi yeniçeriler ve İstanbul halkı arasında huzursuzluğa neden oldu. Padişahın Edirne’yi başkent yapacağı söylentisinin yayılmasıyla birlikte bu huzursuzluk 1703 yılında büyük bir isyana dönüştü. İsyancılar İstanbul’da idareyi ele aldıktan sonra Edirne’ye gelerek II. Mustafa’yı tahttan indirip yerine kardeşi III. Ahmet’i geçirdi.

Osmanlı-Rus Mücadelesinin Doğurduğu Sonuçlar

  • Rusya’nın Baltık donanması, Çeşme’de demirleyen Osmanlı donanmasını yakarak imha etti. Bu olaydan sonra Osmanlı Akdeniz’de sıkıntıya girdi.
  • 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması sonrasında Osmanlı Devleti hem iç işlerinde ve hem de uluslararası ilişkilerde sıkıntı yaşamaya başladı.
  • Karadeniz Osmanlı Devleti için güvenli bir iç denizdi. Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya’nın kıyılarına ulaştığı Karadeniz artık tehlikeli bir deniz oldu.
  • Karadeniz’e açılan Rusya Boğazlar’ı da tehdit etmeye başladı. Avrupa devletleri de bu çekişmeye dahil oldu.
  • Rusya, Ortodoks halkların koruyuculuğunu alarak Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale etme şansı yakaladı. Bu durum Osmanlı-Rus ilişkilerini sürekli olarak gerdi.
  • Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya Osmanlı ülkesinde tam ticaret yapma hakkının daha önce İngiltere ve Fransa’ya tanınan kapitülasyonları hak etti. Bu hak ile Ruslar “güneye inme” veya “sıcak denizlere açılma” politikasını güçlendirdi. Böylece Ruslar, tarihi emellerine ulaştı.
  • 1774’ten sonra Rusların İstanbul’da sürekli elçi bulundurmaları, istedikleri şehirlerde konsolosluk açmaları Osmanlı gelişmelerini takip etmesini sağladı. Rusya Balkan milletleri ile yakın temasta bulunarak Panslavizm politikasını rahatça uygulamaya başladı.
  • Avusturya ve Rusya ittifakı kuruldu. Osmanlı Devleti bu iki devletle aynı anda mücadele etmek zorunda kaldı.

ÜNİTE 2 - DEĞİŞİM ÇAĞINDA AVRUPA VE OSMANLI 1 KONU - YENİ ÇAĞ AVRUPASI'NDA MEYDANA GELEN GELİŞMELER  Katolik Kilisesi’nden Alternatif Dünya Tasavvuruna

Batı Roma İmparatorluğu, Kavimler Göçü sonrasında yıkılınca Antik Çağ kültürü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. “Kilise”, Avrupa’da Eski Dünya’nın yıkıntıları içinde Antik Çağ’ın kültür değerlerini ele alıp kurtarmıştı. Antik kültüre ait düşüncelerden sadece kilisenin uygun bulduğu ve müsaade ettiği düşünceler yaşamıştı. Roma Katolik Kilisesi, eğitim ve öğretimi tekeline aldığından bütün bilimsel gelişmeleri kontrol etti. Farklı düşüncelerinde ısrar edip kilisenin felsefesine karşı çıkanlar aforoz edilerek dışlanmıştı. Aydınlanma ile birlikte özgür düşüncenin önü açılarak kiliseye karşı alternatif dünya görüşü ortaya çıktı. Aydınlanmayla birlikte yükselen burjuvazi, yeni ekonomik alanlar açmış ve toplumda bir orta sınıfın doğmasına neden olmuştu. Avrupa’da halk; soylular, rahipler, burjuvalar ve köylüler diye sınıflara ayrılmıştır.Feodalitenin önemini kaybetmesiyle birlikte Coğrafi Keşifler, barutun ateşli silahlarda kullanılması, hümanizm gibi gelişmeler etkili olmuştur. Bu nedenle Orta Çağ’da Avrupa’da sosyal adalet sağlanamamıştır. Toprakların mülkiyeti soyluların elinde toplanmıştır.

Rönesans

  1. yüzyıldan itibaren İtalya’da ve daha sonra diğer Avrupa ülkelerinde hümanizmin etkisiyle ortaya çıkmış ve Antik Yunan kültürüne dayanan bilim ve sanat akımıdır. Rönesans, daha çok edebiyat ve güzel sanatlar alanında görüldü. Sanatçılar baskıcı düşünceye bir başkaldırıda bulundu.

Rönesans’ın Sonuçları

Özgür düşünce doğdu. Avrupa’da bilim, sanat, edebiyat alanlarında yeni görüşler ortaya çıktı ve skolastik düşünce terk edildi. Deney ve gözleme dayanan pozitif düşünce doğdu. reform hareketlerinin başlamasına zemin hazırladı. Rönesans, daha çok Avrupa’da etkili oldu. Osmanlı Devleti ise Rönesans’tan fazla etkilenmedi.

Reform

Yeniden düzenleme anlamına gelir.  Avrupa’da yapılan din düzenlemelerini ifade eder. 16. yüzyılda Katolik mezhebindeki bozulmalarla ilk olarak Almanya’da başladı. Daha sonra İngiltere, Fransa ve Kuzey Avrupa ülkelerine de yayılmıştır. Katolik Kilisesi’ni eleştiren fikirleriyle öne çıkan Alman din adamı Martin Luther, reformcu olarak başarıyı yakaladı. Roma’ya yaptığı bir ziyarette papanın tüm Hristiyanları yanlış yönlendirdiğini anladı. Luther ilk Protestan isyanın başındaki kişidir. Reform hareketinin başlamasında matbaanın geliştirilmesi, Rönesans’ın etkisi, Katolik Kilisesi’nde ortaya çıkan bozulmalar etkili oldu. Matbaa kitap basımı ve okuryazarlık oranını arttırarak İncil’in farklı dillere çevrilip basılmasıyla kilisenin yalanları anlaşıldı. Coğrafi Keşifler sayesinde gelişen ticaret, yeni bir sınıfın ortaya çıkmasını sağladı. Mesen sınıfı adıyla anılan bu sınıf sanat ve edebiyatla ilgilenen bir sınıftı. Zenginlerin desteklediği sanatçı ve bilim adamlarının çabaları sonucunda sanata, ilme ve edebiyata destek artmıştı. Bilim adamları ve sanatçılar halkı bilimsel düşünceye yöneltmişlerdi.

Reformun Sonuçları

Reform hareketi Avrupa’da sosyal, siyasal ve ekonomik sonuçlar doğurdu. Avrupa’da pek çok gelişmenin yaşanmasına yol açtı. Reform ile birlikte eğitim, kilisenin etkisinden çıkartılarak laikleştirildi. Bu sayede bilimsel alanda skolastik düşüncenin etkisini yitirmesiyle bilimsel çalışmalar başladı. Protestanlık, Kalvenizm, Anglikanizm gibi yeni mezhepler ortaya çıktı. Reform hareketinin yaşandığı ülkelerde kilisenin mal varlığına büyük ölçüde el konuldu. Reform, reform taraftarlarıyla karşıtları arasında uzun yıllar savaş devam etti.

Newtoncu Fizik ve Bilim Devrimi

Orta Çağ boyunca Katolik Kilisesi Dünya’nın evrenin merkezi olduğu düşüncesini benimsemişti. Isaac Newton’ın optik, matematik ve fizik alanlarındaki çalışmaları ise Bilim Devrimi’nin en üst noktasıydı. Newton gelişmiş bir teleskop icat etti, Kalkülüs formülü buldu.

Sekülerleşme

Sekülerizm din karşıtı anlamındadır. Katolikliğe bir tepki olarak doğan Protestan söylem, beraberinde sekülerleşmeyi getirmişti. Bu akım insan aklını dinden ayırdı ve din bir vicdan meselesi oldu.

Merkantilizm ve Burjuva Sınıfı

Merkantilizm, bir ülkenin zenginliğini, sahip olduğu altın ve gümüş gibi değerlerde gören, bu madenlerin dış pazarda satışını arttırarak iç pazarda satışına engel olan bir ekonomik öğretidir. Merkantilizm Coğrafi Keşifler sonrasında Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Coğrafi Keşifler ile burjuva sınıfı doğdu. Bu sınıf sonraki yüzyıllarda Avrupa siyasetinde önemli rol aldı.

2 KONU - 17 ve 18. Yüzyılda Avrupa’da Düşünce Alanında Değişimler Copernicus (1473-1543): Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğünü kanıtlamıştır.

Thomas More (1478-1535): Sanayi Devrimi’nden çok sonra uygulamaya koyulan kadın erkek eşitliği, çalışma saatlerinin sınırlandırılması, temel eğitimin genel, parasız ve zorunlu olması, sağlık hizmetlerinin devletçe yerine getirilmesi, yaşlıların ve düşkünlerin devletçe gözetilmesi gibi görüşlerin öncüsüdür.

Jean Jacques Rousseau (1712-1778): “Toplum Sözleşmesi” adlı eserinde toplum düzeninin sözleşmelere dayandığını vurgulamakta ve devleti yüceltmektedir. çoğunluğun iktidarından yanadır. Devlet otoritesine karşı çıkan bütün hareketleri ve destekçilerini halk düşmanı saymıştır.

Immanuel Kant (1724-1804): Kamusal otoritenin temelini oluşturmada aklı öne çıkarır. İnsanların temel eşitliği düşüncesi ve genel iradenin çoğunluğun görüşüyle olamayacağını, bunun ancak evrensel akıl önermeleriyle yapılacağını savunmuştur.

3 KONU - OSMANLI DEVLETİ'NDE ÇÖZÜLMEYE KARŞI ÖNLEMLER Celali İsyanları

Yavuz Sultan Selim döneminde başlayan isyanladır. Tokat ve çevresinde isyan eden Bozoklu Celal yüzünden bu adı almıştır. Tımar sisteminin bozulması, vergilerin yükseltilmesi, iltizam sistemiyle istenilen sonuca ulaşılamaması, eski askerlerin eşkıyalık faaliyetlerine yönelmesi gibi nedenler bu isyanların temel sebepleridir. İsyanların bastırılmasında şiddet ve baskı uygulandı. Bu yüzden de sağlanan huzur kısa sürdü. Anadolu’da birçok insan hayatını kaybetti ve köyler boşaldı. tarımsal ve hayvansal üretim düşerek işsizlik arttı. Bunun sonucunda köyden kente göç başladı.

Yeniçeri İsyanları (İstanbul İsyanları)

  1. yüzyıl İstanbul isyanlarının arkasında Yeniçeriler vardır. Kapı kulu ordusunun en kalabalık grubunu oluşturan yeniçeriler, padişahın merkezî otoritesini sağlayan önemli bir unsurdur. III. Murat döneminde bu ocak bozulmaya başladı. Yeniçeriler sadrazama ve padişaha baskı kurar hale geldiler. “Ocak devlet içindir.” anlayışının yerini “Devlet ocak içindir.” Anlayışına bıraktı. ıslahat yapmak isteyen padişah ve devlet adamları Yeniçeriler tarafından idam edildi. Yeniçeriler ilk olarak kaldırmak isteyen Genç Osman’ı öldürmüştür.

Suhte İsyanları

Medreseli İsyanları olarak bilinir. Medreseli suhteler, iş bulamamaktan ve geçim sıkıntısı yüzünden isyan etti. Osmanlı Devleti bu isyanları bastırmak için halk arasından muhafaza birlikleri oluşturdu. Sadrazam Kuyucu Murat Paşa bu isyanların etkisini bitirdi.

Osmanlı Devleti’nde Ekber ve Erşed Sistemi

Şehzadelerin sancaklarda siyasi güç kazanmalarını engellemek ve merkezi otoriteyi güçlendirmek adına 1. Ahmet döneminde bu sisteme geçildi. Kardeş katli ve kardeşler arası taht mücadelesi yerine en büyük (ekber), en olgun (erşed) hanedan üyesi padişah olma hakkına sahip oldu. Bilgi ve tecrübeden yoksun kalan şehzadeler, padişah olunca devlet adamları ve saray kadınlarının etkisi altına girdi. Ekber ve Erşed Sistemiyle şehzadelerin sancağa çıkma geleneği bitti. Şehzadeler sarayda Kafes Usulü ile yetişmeye başladı.

Osmanlı Devleti’nde Layihalar

Layiha, Osmanlı Devleti bürokrasisinde taslak veya rapor türü belgelere verilen isimdir. n devlet düzeninde açığa çıkan olumsuzlukların giderilmesi için tavsiye niteliğindeki görüş bildiren metinlerdir. Sorunların temeline inmek amacıyla Koçi Bey ilk raporu vermiştir.

Lale Devri’ndeki Yeniliklerin Sosyal Hayata Etkileri

Lale Devri, 1718’de imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayan ve 1730’da Patrona Halil İsyanı ile biten döneme verilen addır. 3. Ahmet döneminde yaşanan Lale Devri sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’dır. zevk, eğlence, barış, yenileşme ve sivil reformlara ağırlık verildi. İstanbul’da Haliç ve Boğaziçi başta olmak üzere lale yetiştirildiğinden dolayı ilk defa Yahya Kemal Beyatlı bu adı verdi. Bu dönemde Paris, Viyana, Varşova, Lehistan ve Rusya’ya giden bu elçiler diplomatik ve ticari görüşmeler yaptılar. Avrupa kültürü, sanatı, sanayisi, tarımı, birlikte askerî-teknolojik gücü hakkında elçiler raporlar sundu. İlk sefaretname Paris büyükelçisi Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’ye aittir.  Lale devri yenilikleri şunlardır:

  • İlk matbaa geldi.
  • İlk çiçek aşısı uygulandı.
  • Yeniçerilerden oluşan Tulumbacılar Ocağı adlı itfaiye örgütü kuruldu.
  • Kağıt fabrikası kuruldu.
  • En önemli sanatçısı Levni, en önemli şairi ise Nedim’dir.

Matbaanın Osmanlıya Gelişi

İstanbul’da ilk Rum matbaası Hristiyan kiliseleri arasındaki mücadele için kuruldu. brahim Müteferrika ile Mehmet Said Efendi ilk Türk matbaasını kurdu. Burada basılan ilk eser Vankulu Lügatı’dır.

Osmanlı İlim ve İrfan Geleneğinde Yenilik Arayışları

Katip Çelebi: Yunanlıların coğrafya konusundaki bilgileriyle İslam yazarlarının bilgilerini kıyasladığı Cihannüma adlı eseri yazdı. Pozitif ve hür düşünceyi savunmuştur.

Evliya Çelebi: Türk tarihinin en önemli seyyahlarındandır. Bütün ömrü boyunca gezmiştir. Seyahatname isimli eserinde Rum, Arap, Acem, İsveç, Leh ve Çek’te 7 iklim, 18 padişahlık yerini 51 yıl boyunca gezip dolaştığını belirtir.

Naima Efendi: Osmanlı Devleti’nin ilk resmî tarihçisidir.

ÜNİTE 3 - ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE DENGE STRATEJİSİ (1774-1914) 1 KONU - OSMANLI DEVLETİ’NİN SİYASİ VARLIĞINA YÖNELİK TEHDİTLER

 

  1. yüzyıl başında Osmanlı Devleti, toprak bakımından dünyanın en büyük devletleri arasında yer almaktaydı. Bu geniş sınırlar içinde uzanan toprak ve denizlerin kapladığı alan yaklaşık dört milyon kilometre kareydi. Devletin nüfusu ise yirmi milyon civarındaydı. Devletler arası politikada “kendine yeterlilik” ilkesiyle hareket ediyordu. Batı’nın daha yakından takip edilmesi için büyükelçilikler açıldı. Osmanlı Devleti, XIX. yüzyılda denge stratejisine yönelerek sorunların çözümünde diplomasi yöntemini tercih etti. 19. yüzyılda Avrupa’nın siyasetine İngiltere, Fransa, Avusturya ve Rusya yön vermekteydi. Almanya ve İtalya da siyasi birliğini tamamlayarak mücadeleye dahil oldu. Sanayi İnkılabına bağlı sömürgecilik yüzünden Asya, Avrupa ve Afrika kıtasında milyonlarca kilometrekare toprağı Osmanlı’nın elinden almaya çalıştı.

Fransız İhtilali etkisiyle dünyaya yayılan milliyetçilik akımı büyük imparatorlukların yapısını bozmaya başlamıştı. Fransız İhtilali’nin yaydığı milliyetçilik ve ulus devlet anlayışının ülkelerine yayılmasından çekinen devletler bir araya gelerek Fransa’ya karşı savaş açtılar. e Napolyon Savaşları olarak adlandırılan savaşlar Avrupa’yı çok yordu. Bozulan dengelerin yeniden kurulması için Rusya, Avusturya ve Prusya’nın öncülüğünde İngiltere’nin de katılımıyla monarşi yönetimleri Viyana’da toplandı.  Fransa da davet edildi. Viyana Kongresi Avusturya’yı temsil eden Metternich damgasıyla yapıldı. Viyana Kongresi’nde mutlak krallıklarla yönetilen devletler, milliyetçilik akımına karşı birlikte hareket etme kararı aldı. Kongrede, Osmanlı Devleti’nin geleceğine yönelik bazı konular karara bağlandı.  Şark Meselesi terimi ilk kez Viyana Kongresi sırasında kullanıldı.

Şark Meselesi

Türkler, 1071’de Anadolu’ya girdi ve Rumeli’ye geçti, Balkanlar’ı tamamen zapt ederek Viyana kapılarına kadar ilerledi. 1683’de Türklerin Viyana’da yenilgiye uğramaları ile Şark Meselesi’nin ilk aşaması bitti. Şark Meselesi’nin ikinci aşamasında Avrupalı devletler Balkanlar’daki Hristiyan halkları Osmanlı yönetiminden kurtarmaya çalıştı. Osmanlı egemenliğinde yaşayan diğer gayrimüslim halklar isyana teşvik edildi. Rusya, Şark Meselesi’nde Osmanlı Devleti’nin jeopolitik öneme sahip topraklarından en büyük payı almaya çalıştı.

1821 Rum İsyanı ve Yunanistan’ın Kurulması

Fransız İhtilali’nden etkilenen Rumlar, Megali İdea adını verdikleri düşünce çevresinde bir araya gelerek isyan hazırlıklarına başladı. Bu düşüncenin temelinde Bizans’ı yeniden diriltme arzusu vardır. Rumları bağımsızlığa götürecek ilk adım 1814’te Odessa’da gizlice Filik-i Eterya Cemiyeti kurularak atıldı. Bu cemiyet 1894’te Etnik-i Eterya Cemiyeti adını aldı. bu dernek, Rum ayaklanması için para toplayarak, silah dağıtarak propaganda faaliyetleri yapıyordu. 1815 yılında İstanbul’da ilk şubesi açıldı. İlk isyan ise Boğdan’da Alexander İpsilanti tarafından çıkarıldı. İsyan, Osmanlı Devleti tarafından kısa sürede bastırıldı. Rumların asıl isyanı 1821’de Mora Yarımadası’nda başladı. Bunun üzerine Padişah II. Mahmut, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım isteğinde bulundu. Mısır’dan gelen yardım sayesinde Osmanlı Mora İsyanı’nı bastırdı. Rum İsyanı bastırılınca bu durumdan rahatsız olan İngiltere, Rusya ve Fransa; Osmanlı Devleti’nden Yunanistan’a özerklik verilmesini istediler. Osmanlı Devleti bu isteği reddedince Osmanlı ve Mısır donanmaları 1827’de Navarin’de baskına uğradı ve yakıldı. 1829 yılında yapılan Edirne Anlaşması ile Yunanistan bağımsız oldu. İlk kez bir Balkan halkı, bağımsızlığını kazanarak Osmanlı Devleti’nden ayrılmış oluyordu.

Kutsal Yerler Sorunu

Kudüs Semavi üç din açısından kutsal bir şehirdir. Hz. İsa’nın Hristiyanlığı yaydığı yer olması ve Hristiyanlara ait birçok kilise ve tören yerlerinin inşa edilmesi Hristiyanlar için Kudüs’ü kutsal kılıyordu. Müslümanların egemenliğinde olan Kudüs, Haçlı Seferleri saldırılarına rağmen Müslümanların elinde kaldı. Rusya Osmanlı’daki Ortodoksların koruyucusu olmayı başardı. Fransa, 1846’da kutsal yerler üzerinden yeniden ayrıcalık talep etmesiyle karşısında Rusya’yı buldu. Osmanlı Devleti sorunun çözümü için karma bir komisyon kurarak yeni fermanlar ve menşurlar hazırladı. Alınan kararlar Katoliklerden daha ziyade Ortodoksların çıkarlarına uygun düştü. Rusya bunun üzerine Osmanlı’ya gizli bir anlaşma talep edince, Osmanlı Rusya’ya Kırım Savaşı’nı açtı.

Kırım Savaşı (1853-1856)

Osmanlı Devleti, Rumeli ve Anadolu’da Ruslara karşı yapılan savaşlarda başlangıçta başarılar elde etti. Rusya ise Batum’daki Osmanlı güçlerine yardım götüren ve fırtınadan dolayı Sinop’a sığınan Osmanlı donanmasını bir baskınla yaktı. İstanbul’un ve Boğazların tehlike altına girdiğini anlayan Avrupalı devletler Osmanlı-Rus Savaşına katıldı. İngiltere ve Fransa Rusya’y savaş ilan etti. Yunanistan’ın tarafsız kalmasıyla Ruslar destek bulamadı. Osmanlı Devleti içine düştüğü mali sıkıntılardan dolayı ilk kez dış borçlanmaya başvurdu. İlk dış borç İngilizlerden alındı. Çar I. Nikola’nın ölümü ve yerine geçen Çar II. Aleksander’ın barış talep etmesi Kırım Savaşı sona erdi.

Paris Barış Antlaşması (1856)

Rusya ile yapılacak barış görüşmeleri için 1856’de Fransa’nın başkenti Paris’te Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa, Avusturya, Prusya ve Piyemonte bir araya geldi. Osmanlı Devleti tarihinde ilk defa Avrupa devletleriyle bir kongreye eşit koşullarda katılıyordu. 1856 Paris Barış Antlaşması’na göre Osmanlı Devleti ilk kez Avrupa Devleti sayıldı. radeniz bu antlaşma ile uluslararası ticarete açıldı. Rusya’nın Karadeniz’de savaş gemisi bulundurması ve liman kurması yasaklandı.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi)

Avrupalı devletler arasında Almanya’nın Avrupa’da bir güç olarak sahneye çıkmasıyla sömürgecilik yarışı hız kazandı. Avrupalılar için büyük güç olmanın yolu ülkeleri dışındaki bölgelere saldırıp sömürgeleştirmek oluyordu. Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü 1856’dan beri savunan Avrupalı devletler, 1871’den sonra bu siyasetlerini terk edip Şark Meselesi’nden kendileri için pay çıkarmaya çalıştılar. 1877’de Balkanlar üzerinden büyük bir saldırı başlatan Rus ordusu aynı anda Kuzeydoğu Anadolu’ya da yöneldi. Osmanlı Devleti bu gidişatı önlemek için tedbirler almaya çalıştı. uslar, Osman Paşa komutasında savunulan Plevne’ye iki defa saldırsalar da istedikleri başarıya ulaşamadı.

Berlin Kongresi (1878)

1878’de Almanya’nın başkenti Berlin’de Osmanlı Devleti, Rusya, İngiltere, Avusturya, Fransa, İtalya ve Almanya devletleri toplandı. Romanya, Sırbistan ve Karadağ resmen bağımsız oldu. 1878 Berlin Kongresi’nde tartışılan ve antlaşma hükümlerinde yer bulan bir diğer konu Ermeni Meselesi’dir. İngiltere Kıbrıs’a kalıcı olarak yerleşti. Denge Stratejisi” yürüten Osmanlı Devleti, Almanya ile siyasi ve askerî alanda yakınlaşma dönemini başlattı.

Ermeni Meselesi

Batılı devletlerin Şark Meselesi kapsamında sahneye koydukları yeni oyun Ermeni Meselesi olmuştur. Osmanlı Devleti’nde “Millet-i Sadıka” adıyla anılan Ermeniler, devlet içerisinde önemli mevkilere getirilmişti. 1878 Berlin Antlaşması’nda alınan kararlar Ermeni Meselesi’nin çıkış noktasıdır. Avrupalı devletler ilk olarak Ermeniler arasındaki mezhep ayrılıklarından faydalandı. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde açığa çıkan isyanlar karşısında Müslüman Türk halkının bir kısmı Ermeni komitacıların baskın ve saldırılarından korunmak için yerlerini terk etmek zorunda kaldı. 27 Mayıs 1915’te Geçici Sevk ve İskân Kanunu (Tehcir Kanunu) çıkartıldı. hcir Kanunu’nda göçe tabi tutulan Ermenilerin can ve mal güvenliklerinin sağlanması, yolculuklarının kolay geçmesi ve gönderildikleri yerlerde yerleştirilmelerine özen gösterilmesi de önemle belirtildi. Zorunlu göç nedeniyle bazı bölgelerde Ermenilerin silahlı direnişi yüzünden olaylar çıkmış, yollarda asayişsizlik ve hastalık sebebiyle kayıplar olmuş, Türkleri az tanıyan Batı kamuoyu kışkırtılmak istenmişti.

Üçlü İttifak ve Üçlü İtilaf

İtalya ve Almanya’nın kurulması Avrupa siyasetine yeni bir ivme kazandırdı. İngiltere, Fransa, Rusya üçlü itilaf Avusturya Macaristan, Almanya ve İtalya üçlü ittifak birleşmesini kurdular. Zaman içerisinde bloklar arasındaki ekonomik rekabet, sömürge elde etme ve silahlanma yarışının açığa çıkardığı gerginlik, I. Dünya Savaşı’nın temel nedeni oldu.

Boğazlar Meselesi ve Rusya

Rus Çarı I. Petro’nun sıcak denizlere inme politikasıyla başlayan yayılmacı siyasetinde İstanbul ve Boğazlar, ayrı bir yere sahipti. Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan sonra Rusya’nın Boğazlar üzerindeki talepleri arttı. 1878’de Rus askerlerinin İstanbul kapılarına kadar ilerleyişi İngiltere’nin karşı koymasıyla durduruldu.

  1. Balkan Savaşı (1912)

Rusya etkisindeki Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan ve Yunanistan zayıf olan Osmanlı’ya karşı birleşerek hareket etti ve birçok toprağını Edirne Anlaşmasıyla elinden aldılar.

  1. Balkan Savaşı (1913)
  2. Balkan Savaşı’nın sona ermesiyle Osmanlı Devleti, Balkanlar’dan çekilmişti. e Balkan devletleri arasında Makedonya topraklarının paylaşımı meselesi devam eden bir sorundu. 1913 yılının Haziran ayında Bulgaristan’a karşı harekete geçen Yunanistan ve Sırbistan ittifak kurdular. Osmanlı’da bu savaştan faydalanarak Edirne ve Kırklareli’yi geri aldı.
Açık Lise 2. Dönem Sınavı
21 22 Mart 2020